As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

2017 Yılının Değerlendirilmesi, 2018 için Öneri Yazıları: Onur ÖYMEN

MAKALELER

2017 YILINDA DIŞ POLİTİKADA YAŞANANLAR

 

ONUR ÖYMEN

 

2017 yılı dünyada ve Türkiye’de sorunlarla ve sıkıntılarla dolu bir yıl oldu. Amerika’da, Avrupa’da, Ortadoğu’da ve Türkiye’de terörle mücadele dış politikanın en önemli gündem maddelerinden birini oluşturdu. Terörist saldırılar bütün dünyada pek çok masum insanın hayatına mal oldu.

Amerika’nın, Rusya’nın, Irak’ın ve Suriye’nin mücadelesi sonucunda IŞİD terör örgütüIrak’ta ve Suriye’de işgal ettiği bölgelerin büyük bir bölümünden çekilmek zorunda bırakıldı. Irak Başbakanı Abadi, Aralık ayında Irak’ta IŞİD ile mücadelenin başarı ile sonuçlandığını açıkladı. Ancak PKK terörüyle güçlü bir mücadele sürdüreceklerinin işaretini vermedi.

Rusya, Suriye’de teröre karşı yürütülen sıcak savaşın bittiğini duyurdu. Türkiye El-Bab bölgesine yönelik olarak gerçekleştirdiği harekattan sonra yıl sonuna doğru İdlib bölgesine de Rusya ile eşgüdüm içinde bir harekât düzenledi.

Buna rağmen, Türkiye’de ve bölge ülkelerinde terör saldırıları devam etti. Bir yandan IŞİD destekli eylemler büyük şehirlerimizde can alırken, bir yandan da PKK terörü güneydoğuda saldırılarını sürdürdü. Yıl içinde Türkiye’deki terör eylemleri sonucunda çok sayıda asker şehit oldu ve sivil vatandaşlarımız hayatını kaybetti.

2017 yılında Türkiye PYD’nin PKK ile yakın işbirliğiiçinde çalışan bir terör örgütü olduğunu defalarca dile getirdi. Amerika’nın Şam eski Büyükelçisi de dahil olmak üzere pek çok Batılı kaynak da bu görüşü doğruladı. Buna rağmen, Amerika PYD ile işbirliğini sürdürdü, bu örgüte büyük miktarda askeri yardımda bulundu ve PYD ile ortak askeri operasyonlar gerçekleştirdi.

Yıl sonuna doğru, Rusya’nın da PYD ile işbirliği yaptığına dair bazı bilgiler medyalara yansıdı. Aynı şekilde, Ekim ayında Türkiye’yi ziyaret ederek dostluk ve teröre karşı işbirliği mesajları veren Başbakan İbadi’nin yönetimindeki Irak, Aralık ayında PYD ile işbirliği yaptığını açıkladı.

Birçok ülkenin uyarısına rağmen, 25 Eylül tarihinde, Kerkük gibi işgal ettiği alanlar da dahil olmak üzere Kuzey Irak’ta bağımsızlık referandumu düzenleyen Barzani, Irak’ın askeri harekâtı sonucunda geri adım attı, görevinden istifa etti ve Irak’ın bu bölgeleri yeniden ele geçirmesine razı olmak zorunda kaldı. Barzani bütün bunlara rağmen, Kuzey Irak’ta “bağımsızlık anahtarının” ele geçirildiğini, er veya geç bağımsız bir Kürt devletinin kurulacağını açıkladı. İsrail’in açık, bazı devletlerin de örtülü destek verdiği bağımsız Kürdistan projesinin bir süre sonra yeniden gündeme gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Irak kuvvetlerinin Barzani güçlerinden geri aldığı yerlerden biri PKK’nın 1990’lı yılların başında Türkiye’den kaçırdığı on binden fazla vatandaşımızı yerleştirdiği ve terörün kaynaklarından birini oluşturan Mahmur kenti oldu. Ne yazık ki, bu konu basında pek yer almadı vesiyasi temaslarda da ele alındığı duyulmadı.

Türkiye ile Irak arasında sağlanan yakınlaşmanın sonucunda Türk-Irak sınır bölgesinde ortak askeri tatbikat yapıldı. Ancak, bunun terörle mücadelede ve gümrüklerin Irak hükümetine devredilmesi alanında henüz somut sonuçları olmadı.

Astana ve Soçi’de yapılan görüşmeler Suriye’de siyasi çözümü ön plana çıkarttı. Ancak, Cenevre’de yapılan son görüşmelerde henüz rejim temsilcileriyle muhalifler arasında bir mutabakat zemini oluşturulamadı.

Türkiye’nin sınır boyunca bir Kürt koridoru oluşturulmasına engel olma yolundaki siyasi ve askeri çabalarının ne sonuç vereceği önümüzdeki aylarda görülecektir. Ancak, Rusya’nın yıl sonuna kadar askerlerini çekeceği yolundaki açıklamaları, buna karşılık, Suriye’de 13 üsse yerleşen ABD’ninbölgede kalma niyetinde olduğunun görülmesi ve PYD ile işbirliğini sürdürmesi Suriye’nin yakın bir gelecekte ülke topraklarının tamamında egemenliğini ve bağımsızlığını fiilen gerçekleştirme hedefine ulaşmasının zor olacağını gösteriyor. Türkiye açısından ilginç bir nokta da bütün bu gelişmelere rağmen, Suriye’nin hâlâ resmi haritalarında Hatay’ı Suriye toprakları içinde göstermesidir. Türkiye’nin bu konuyu önemli gündem maddelerinden biri haline getirmesi gerekmektedir.

Suriye’deki bu gelişmeler, Türk-Amerikan ilişkileri üzerinde de olumsuz etkiler yapmaktadır. Bu ilişkileri olumsuz yönde etkileyen başka gelişmeler de oldu. Bir Amerikan Konsolosluk görevlisinin tutuklanmasını gerekçe olarak gösteren Amerika bütün Türk vatandaşlarına vize verilmesini askıya aldı. İttifak ülkeleri arasında örneği görülmeyen ve bütün bir halkın cezalandırılması anlamına gelen bu durum,son zamanlarda yumuşama yolunda bazı adımlar atılsa da Türk-Amerikan ilişkilerinde onarılması zor bir hasara yol açtı.

Rıza Zarrab davasının da iki ülke arasındaki güven duygusunu ve ekonomik çıkarları daha da zedeleyici sonuçlar vermesi ihtimali kuvvetlidir.

Kasım ayında Norveç’te yapılan NATO tatbikatında bazı görevlilerin sosyal medya üzerinden Atatürk’ü ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef göstermeleri Türkiye ile NATO arasında ciddi bir gerginliğe yol açtı. Türkiye, o tatbikata katılan askerlerini geri çekti. NATO Genel Sekreteri ve Norveç yetkililerinin özür dilemelerine ve konuyla ilgili bir soruşturmanın açılacağını söylemelerine rağmen tepkiler devam etti. Hatta basında ve bazı çevrelerde Türkiye’nin NATO’dan ayrılması gerektiğini savunanlar görüldü.

Buna karşılık, Türkiye’nin veto hakkına sahip olduğu yegâne kuruluş olan NATO’dan ayrılmasının ülkemizin çıkarlarına zarar vereceğini ve Türkiye’nin bölgedeki stratejik üstünlüğünü kaybetmesine yol açabileceğini, Ege ve Kıbrıs’taki dengeleri ülkemiz aleyhine etkileyebileceğini söyleyenlerin görüşleri ağırlık kazandı ve büyük partilerden hiçbiri Türkiye’nin NATO’dan ayrılması gerektiği görüşünü savunmadı.

Avrupa ile ilişkilerimizde de yıl içinde ciddi sorunlar yaşandı. 2016 yılında imzalanan ve Türkiye’nin beklentilerine de karşılık vereceği açıklanan Türkiye-AB Göçmenlerin İadesi Anlaşması Türkiye açısından hayal kırıklığına yol açtı. Türkiye’nin yerine getirmesi beklenen bazı koşullarda iyileşme sağlanamadığı gerekçesiyle, AB Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat etme hakkını hayata geçirmedi.

Anayasa referandumundan önce bazı Türk devlet ve siyaset adamlarının Almanya ve Hollanda’da vatandaşlarımıza hitap etme taleplerinin geri çevrilmesi ve bir bakanın Hollanda’da maruz bırakıldığı muamele Türkiye ile bazı AB ülkeleri arasında karşılıklı suçlamalara ve incitici beyanlarda bulunulmasına yol açtı. Bunu fırsat bilen Almanya ve bazı başka AB üyeleri Türkiye’nin üyelik sürecini ve Gümrük Birliğini iyileştirme çalışmalarını engelleyici adımlar attılar. Türkiye’ye yapılan mali yardımların da kısıtlandığı görüldü.

Alman Parlamentosu’nun 2016 yılında uluslararası hukuka, BM’nin ilgili sözleşmesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararına aykırı olarak sözde Ermeni soykırımını benimseyen bir karar almasından sonra 2017 yılında yaşanan bütün bu olumsuz gelişmeler Türkiye’nin uzun yıllardan beri demokrasi ve insan hakları gibi ortak değerlerini paylaştığı Batı ülkeleri ile arasında ciddi sıkıntılara yol açtı. Pek çok düşünür Türkiye’ye yapılan haksızlıklara rağmen, bunların ülkemizin, cumhuriyetin değerlerinden uzaklaşarak farklı yörüngelere sürüklenmesinin isabetli olmayacağını belirttiler ve Türkiye’nin cumhuriyetin fabrika ayarlarına dönmesi gerektiğini söylediler.

Türkiye’de insan hakları, basın özgürlüğü alanlarında yaşanan sorunlar Türkiye’nin AB ve Avrupa Konseyi ile ilişkilerini olumsuz yönde etkiledi ve Nisan ayında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi 13 yıl sonra Türkiye’yi yeniden siyasi denetime alma kararı verdi.

15 Temmuz darbe girişimini yönlendiren, bu girişime katılan veya bu girişimi destekleyen bazı kişilerinAmerika’da ve Avrupa’da himaye görmeleri, Türkiye’ye iade taleplerinin kabul edilmemesi Türkiye’de kuvvetli tepkilere yol açtı. Amerika ve Avrupa Ülkeleri ile ilişkilerimizi zedeledi.

Aralık ayında Sayın Cumhurbaşkanının Yunanistan’a yaptığı resmi ziyaret vesilesiyle Lozan’ın gözden geçirilebileceğini söylemesi kaygılara ve tepkilere yol açtı. Türkiye’de pek çok kimse sorunların Lozan’dan değil, Yunanistan’ın Lozan’ın çeşitli maddelerini ihlal etmesinden kaynakladığını söylediler.

Bu arada, Lozan’a aykırı olarak bazı Ege adalarının silahlandırılması, hiçbir antlaşmayla Yunanistan’a verilmemiş olan, Türkiye sınırlarına yakın 18 adanın Yunanistan tarafından işgal edilmesi, Yunanistan’ın uluslararası hukuka aykırı olarak 6 millik karasularının üzerinde 10 millik hava sahasına sahip olduğunu ilan etmesi Yunanistan’ın ihlallerine örnek olarak gösterildi. Ayrıca, Batı Trakya Türklerine eğitim, din ve sosyal haklar alanlarında getirilen kısıtlamaların Lozan’a aykırı olduğu ve soydaşlarımızın müftü seçimini engellemelerinin de 1913 tarihli Atina Antlaşması ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına aykırı olduğu belirtildi.

Yıl sonuna doğru Başkan Trump’ın Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıklaması bölgede ve dünyada ciddi tepkilere yol açtı. 1947 yılından beri BM’nin aldığı kararlara aykırı olan Amerika’nın bu tavrı Filistinlilerle İsrailliler arasında çatışmalara ve gerginliklere yol açtı. Türkiye’nin girişimi ile İstanbul’da İslam İşbirliği Örgütü zirve toplantısı düzenlendi. Ancak, bu toplantıya sekiz üye ülkenin katılmaması, birçoğunun da düşük düzeyde iştirak etmesi dikkat çekti. Yine de toplantının sonunda yayınlanan bildiride Doğu Kudüs’ün Filistin devletinin başkenti olarak kabul edildiğinin açıklanması dikkat çekti. Bununla birlikte, birçok İslam ülkesinin aralarında çatışmalar ve gerginlikler yaşandığı bir dönemde İslam ülkelerinin birlik ve bütünlük içinde ortak politikalar oluşturmalarının güçlüğü bir kere daha ortaya çıktı.

Özetle, 2017 yılı dünyada ve Türkiye’de dış politika alanında ciddi sorunların, çatışmaların ve gerginliklerin yaşandığı bir yıl oldu. Başta Kudüs olmak üzere bu sorunların hiç değilse bir bölümünün 2018 yılında da dünyanın ve Türkiye’nin gündeminde önemli yer işgal edeceği ve yeni istikrarsızlıklara ve gerginliklere yol açabileceği görülmektedir.