As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

2017 Yılının Değerlendirilmesi, 2018 için Öneri Yazıları: Aydın ESEN

MAKALELER

 

EKONOMİDE DURUM (2017-2018)

                                                                                  Aydın ESEN

Türkiye'nin yönetilemediğinin ve bu yönetim zafiyetinin olumsuz sonuçlarının daha somut ve yaygın olarak anlaşıldığı bir yıl oldu 2017.

15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı OHAL ortamında amacının çok dışında yapılan uygulamalar, ABD'ndeki Zarrab-Atilla Davası, güney sınırlarımızdaki kargaşa ve bitirilemeyen terör, önceki dönemden devralınan sorunların önde gelenleriydi.

İktidarın siyasal İslamcı bakış açısının yurt ve dünya olaylarını anlamak ve değerlendirmekte yetersiz kaldığı ve aldatılmışlıklarla bezenmiş bu yetersizliğini maskeleyebilmek için başvurduğu yöntemlerin ülkemizi demokratik ve laik dünyadan uzaklaştıran hukuk dışı, ahlak dışı, kayırmacı ve baskıcı antidemokratik bir ülke olmaya yönlendirme çabalarını üzülerek görüyoruz.

Bu sürecin sosyo-politik nedenlerini, sosyal yapımızda ve dış ilişkilerimizde yarattığı olumsuz sonuçları irdelemek başka bir yazının konusudur. Bu yazı çerçevesinde sözkonusu siyasal ve sosyal olayların da önemli etkisi olan ekonomik olayların 2017 yılındaki görünümü ve 2018 yılına bıraktığı mirasın anahatları ele alınacaktır.

1-Açıklar Büyümektedir

Sağlıklı bir ekonomide 2 denge önemlidir: "Bütçe" ve "cari işlemler".

a) Bütçe Dengesi:

2000'li yıllardan beri enflasyonun dizginlenmesi yani fiyat istikrarı büyük ölçüde TCMerkez Bankasınca uygulanan para politikalarının sırtına yüklenmiştir. Bu istikrar, 2010'ların ortalarına kadar uygulanan sıkı maliye politikasının da desteği ile büyük borçlanmalar ve yüksek faizler ile kısmen başarılı oldu denilebilir.

Ancak, Hükümetin giderek bütçe prensiplerinden uzaklaşıp plansız ve verimsiz harcamaları nedeniyle bu denge bozulmaya başlamıştır. 2016 yılında %1,1 olan bütçe açığı 2017 yılında %2 dolaylarına yükselmiştir. Hükümet yıllık borçlanma limitinin tamamını 2017 yılının ortalarında tamamen kullanmıştır. Nereye kullanıldığı açıklanmak zorunda olmayan örtülü ödenek kullanımları son yıllarda adeta geometrik olarak artarak 2003'te 442 milyon TL iken 2017'de 12 milyar TL’ye ulaşmıştır. Bu açığı kapatmak için petrol başta olmak üzere pek çok mala zam yapılmış ve vergiler artırılmıştır. Dolaylı vergilerin toplam vergi tahsilatındaki payı ABülkelerinde ortalama üçte bir iken Türkiye'de bu oran üçte iki ile Dünyanın en adaletsiz sistemi olmuştur.

b) Cari İşlemler Dengesi:

2017 yılında değer yitiren TL’nin dış ticaret dengesinde beklenen olumlu etkisine rağmen cari açığın GSMH'ye oranı 2016’daki %3,8 olan seviyesinden %4,5 dolaylarına yükselmiştir. 2016 Eylül ayında 32,6 milyar dolar olan cari açık 2017 sonunda 42 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Cari açığın finansmanında ise portföy yatırımlarının yani bir başka ifade ile sıcak paranın bir önceki yıla göre 2017 yılında 3 kat arttığı görülmektedir. Doğrudan yatırımların artık gelmekte tereddüt ettiği hatta yerli sermayenin bile yurtdışına gittiği bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ifade edilen ülkemizde sözü edilen cari açığın finansmanının da daha pahalı ve istikrarsız bir şekilde yapıldığı görülmektedir.

2-Enflasyon

Giderek bozulan makro ekonomik dengelerin etkisi enflasyonun uzun yıllardan sonra tekrar yerleşmekte olduğu çift haneli rakamlarda görülmektedir. TÜİK'in hesaplamalarda yaptığı birçok değişikliğe rağmen TÜFE %14'e, ÜFE %18'e yaklaşmıştır.

3-TC Merkez Bankası Para Politikası

Egemen zihniyetin faiz anlayışı nedeniyle TCMB'nin ekonominin gereklerine göre faiz aracını kullanmakta tereddüt içinde olduğu görülüyor. Son yapılan yarım puanlık artışla enflasyonun ve bankaların uyguladıkları faizin çok altında kalan TCMB faizinin kısa dönemde başarılı olabilmesi ancak OVP'de öngörülen yapısal önlemlerin çok kısa süre içinde sonuç alacak şekilde devreye sokularak göreli bir etki elde edilmesi ile mümkündür. Böyle bir tedbir ise mümkün görünmüyor. Bu politika ile önce TL biraz daha değer kaybedecek ve sonra daha yüksek bir faiz artışı gündeme gelecektir.

4- Gelir Dağılımındaki Bozukluk ve Yoksulluk

TÜİK’in 2016 yılında yayınladığı verilere göre en zengin ve en yoksul %10’luk kesimler arasındaki gelir farkı önceki yıla göre 1,77 puan artarak 38,52 kata yükselmiştir. En zengin %5'in payı ise 1,80 puan artarak nüfusun %45'inin aldığı payı aşmıştır.

Gelir dağılımındaki dengesizliği gösteren Gini katsayısı 2013'te 0,391 iken 2016'da 0,404'e yükselmiştir.

Avrupa İstatistik Enstitüsü rakamlarına göre, şiddetli maddi yoksulluk içinde olan vatandaşlarımızın oranı da 2014 yılında nüfusun %29,4'ü iken bu oran 2016'da %32,9'a yükselmiştir.

Sendikal örgütlülükten yoksun işçi ve emekçilerin GSMH'den aldıkları pay da 2016'da %35,6 iken 2017'de %32,7'ye gerilemiştir.

5- Kamu Özel İşbirliği Projeleri

KOİ adı altında müşteri-hasta garantili altyapı ve hastane yatırımları, tartışılan çevreye ve doğal yaşama verecekleri zararlar yanında, genellikle sözleşme süresi olan 25 yıl boyunca Hazineye büyük yük getirecek nitelikte projelerdir.

6- Türkiye Varlık Fonu

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yapılan önemli yatırımların büyük kısmı özelleştirme adı altında elden çıkarıldıktan sonra kalan değerli şirketlerin her türlü kamu denetiminin dışında tutularak kaynak temini amacıyla kullanılması için oluşturulan Türkiye Varlık Fonu önümüzdeki yıllarda gelecek kuşakların boynuna asılmış bir diğer boyunduruk niteliğindedir.

Sonuç olarak, dış politikada giderek yalnızlaşan, yurt içinde ayrıştırıcı uygulamalardan vazgeçemeyen, ekonomide de yukarıda başlıcalarını kısaca belirttiğimiz darboğazlar içine ülkemizi sokan anlayış ve uygulamalar değişmedikçe Türkiye'miz 2018'de daha da büyük fırtına ve dalgalar içinde kalacak gibi görünüyor. Bu hengameden kurtuluş "milletin azim ve kararı" ile mümkündür.

 

Bu konuda öncülük ADD ve benzeri kuruluşların birlik ve dayanışma içinde çalışmaları ile yerine getirilebilecek ulusal bir görevdir.