As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

2017 Yılının Değerlendirilmesi, 2018 için Öneri Yazıları: Prof. Dr. Ali ERCAN

MAKALELER

2017 den, 2018 e  …

Prof. Dr. Ali Ercan

 

Değerli arkadaşlar,

 

Her yıl Sonunda, gelenek olmuştur, hemen her Kurumda geçmiş Yılın kronolojik olaylar özeti, değerlendirmeler, çıkarılan dersler listelenir; gelecek Yıl için öngörüler, umutlar, dilekler dile getirilir. Aslına bakılırsa Her gün önümüzdeki bir Yıllık bir Geleceğin başlangıç günü, Yılbaşıdır. Yılbaşının astronomik açıdan hiçbir özelliği olmayan bir gün, 1 Ocak olması da tuhaf ve tesadüfi bir seçimdir.  Gece/Gündüzün eşitlendiği (ekinoks) 21 Mart olsaydı çok daha anlamlı olurdu. Gelelim konumuza;

 

Değerli arkadaşlar, 2017 yılı, umutlu beklentilerimize inat, hem Dünyamız hem de Ülkemiz için iyiye gidiş yılı oldu diyemem. Dünyamız daha da kalabalıklaşmaya, insan kaynaklı problemler üssel oranda artmaya devam etti. Nüfus günde 228 bin, yılda 83 milyon artışla 7,56 milyara erişti. İnsanın Gezegen üzerindeki tüketim etkilerinin toplamı (Karbon ayak izi) 200 yıl öncesine göre ortalama 7-8 katına çıkmıştır. Gezegenimizin kaldıramayacağı bir Kambur, ağır bir Yük, dehşet verici bir durumdur bu. 

 

Ağırlıklı olarak Fosil yakıt ağırlıklı Enerji kullanımı, Dünyamızı incecik bir zar gibi saran (8 km kalınlığındaki) Hava tabakasında biriken CO2 Gazının Sera etkisi nedeniyle iklimi olumsuz etkiliyor; Küresel ısınım artıyor, buzullar eriyor, Okyanus akıntılarındaki değişimler, Rüzgâr ve Yağış rejiminin alışılmış dengeli durumunu kökten bozuyor. Her yıl bir evvelki yıla göre doğal Felaketler gözle görülür şekilde hem daha çok sayıda, hem de daha şiddetli olmaya başladı…

Sıcaklık her yıl muntazaman artıyor; Dünyanın bazı yerlerinde alışılmadık şiddette yıkıcı Tayfunlar, Toprak kaymaları, Sel felaketleri görülürken başka yerlerde kuraklık hüküm sürüyor, Bitki örtüsü değişiyor. Sonuç; açlık, hastalık, huzursuzluk ve tabii kitlesel Göçler. Suriye’deki kanlı iç savaşın tetikleyici nedenlerinin başında (bütün büyük sosyal olayların kökeninde yatan doğal nedenler gibi)  2005-6 yıllarındaki Kuraklık neticesi açlıktan sefaletten büyük Kentlere sığınan 1-2 milyon insanın yarattığı sosyal Kaos geliyor. Küresel Emperyal güçlerin bu fırsatları kendi Çıkarları için kullandıkları da bilinen bir gerçektir... Nitekim Arap Baharı denen gerici Halk ayaklanmalarının modeli hep aynı olmuştur. Sefalet içerisindeki mutsuz, ezik yığınların öfkesi siyasal dengeleri, Coğrafyaları değiştirmek fırsatı olarak kullanılır. Suriye iç Savaşından kaçan 3 milyonu aşkın insan Türkiye'ye Göç etmiştir.

Sadece Suriye değil, Yemen, Somali Sudan ve daha başka Afrika Ülkelerinden benzer nedenlerle her yıl on binlerce insan ölümü göze alarak Avrupa’nın kapılarına yığılıyor… İnsanlar aç, perişan. Dünya toplam Gelirinin yarısı %15’lik gelişmiş Toplumlar tarafından paylaşılırken, geri kalan %85 paylaşıyor. Son 4 yılda Avrupa'ya ulaşmak isteyen 15 bin göçmen Akdeniz’de öldü. Dünyanın hiçbir Ülkesi bu küresel kötü gidişattan korunmuş sayılamaz. 

Bir zamanların hiç olmazsa Besin ve Su açısından kendine yeterli Ülkesi sayılan Türkiye de artık Besin ithal (ve hatta saman) etmek durumunda kaldı. Dünyada nüfusun beşte biri temiz suya erişemiyor;  temiz havaya  erişemeyenler de beşte bir oranındadır. Ülkemizde de özellikle büyük Kentlerimizdeki hava kalitesi sağlık açısından kabul edilemeyecek kadar düşüktür. Türkiye’de Adam başına Su miktarı Dünya ortalamasının yarısı kadardır. Öte yandan Nüfusumuz sadece doğumlarla değil, eklenen göçlerle artışa devam ediyor; 82 milyon TC Yurttaşının 4,2 milyonu Yurt dışında yaşıyor, ama buna karşılık 2 milyon Göçmen ve 3 milyon Suriyeli Sığınmacı, toplam 5 milyon yabancı ile Suyumuzu, Yaşam kaynaklarımızı, Hastanelerimizi paylaşıyoruz. (Yabancıların beraberinde getirdikleri Virüsler, alışık olmadığımız Hastalıklar, Sosyal Davranış bozuklukları, kültürel çatışma, Terör riski vs… de  cabası).

            Türkiye’nin nüfusu bu gidişle 2050 de 100 milyonu aşmış olacaktır; (TUIK çok iyimser hesapla 93 milyon veriyor) Peki olumsuz iklim koşullarının giderek çölleştirdiği Anadolu coğrafyasında bu kadar İnsanın huzur ve barış ortamında yaşaması mümkün mü? Hayır! Görünen o ki, 5-10 yıl içerisinde Anadolu adeta ‘Kuzeye taşınmış bir Suriye’ olmak riskiyle karşı karşıyadır. 

Dünya genelinde durum hiç iç açıcı değil. Ne nüfus artışını durdurmak,  ne Tüketim çılgınlığını frenlemek, kaynak savurganlığını önlemek konusunda ve ne de Ülkelerin yönetim anlayışında akılcı, barışçıl bir gelişim gözlenmiyor. Kötü yönetim maalesef Gezegenimizin kaderi olmuş sanki.

Atmosferi (18 ton CO2/adam.yıl) en çok kirleten ülke ABD dahil 196 Ülkenin Paris’te 2015 te imzaladığı CO2 salımının sınırlandırılmasını  öngören İklim antlaşmasından Başkan Trump’ın imzasıyla ABD geri çekildi. Üstüne üstlük K.Kore ile nükleer silah oynaşması ve en son saçma sapan bir kararla Kudüs’ü Başkent ilan edişi vs. BM de hemen tüm Dünyanın ABD ye karşı tepkisel birleşmesine yol açtı. Tüm Dünya Nüfusunun %90 ını oluşturan 128 Ülke BM deki Oylamada ABD-İsrail ikilisinin karşısında yer aldı. 1946 da BM Örgütünün ilk elden kurucusu olan ABD’nin bu hallere düşmesini, bu Fiyaskoyu ABD Halkının sindirebileceğini düşünemiyorum. Bu arada, Başkanlık sisteminin yandaşlarına da güzel bir Ders oldu bu Olay; Ülkenin Kaderi eline teslim edilen “Tek Adam” ların, kendi Ülkesinin başına ne belalar getirebileceği bir kez daha anlaşılmış oldu.

            2017 sonunda Türkiye’de yaşayan Nüfus 81 milyona erişecek; Ülkemizde Ortalama yaşam süresi de, Dünya ortalaması kadar, 62 yıldır. Nüfusun büyük kesimi Tarım alanlarını terk etmiş durumda, Kentlerde (daha doğrusu Varoşlarda) yaşıyor. Tarım ve Hayvancılık giderek bitiyor; Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse, Türkiye kadar nüfusu olan, ama Türkiye’nin yarısı kadar alanı olan Almanya’nın yıllık Tarım Ürünleri ihracatı Türkiye’nin 5 katıdır. Fert başına yıllık ortalama gelirimiz, Dünya ortalaması olan 10 bin dolar civarında (9,8 bin $)geziniyor; Gelir dağılımı ise yıllardan beri aynı adaletsiz görüntüyü veriyor. Gelir dağılımda Adalet ölçütü olan Gini katsayısı 0,40 civarında… Gelişmiş Ülkelerde bu Rakam 0,25-0,35 arasındadır. Son 15 yıldaki Enflasyon (bir bakıma paramızın yıllık değer yitimi) inişli-çıkışlı ortalamada %10 olarak seyretti. İşsizlik resmi kayıtlara göre %12, ekonomistlere göre %20 lerde… 19-24 yaş arası 9 milyon genç insanımızın 3 milyonu okumuyor ve de çalışmıyor.

            Dünyadaki nefes kesen Bilimsel, Teknolojik gelişmelerde, Uzay ve Robotik çağın devrimsel nitelikteki atılımlarında zerre kadar payımız yok. Adı “Üniversite” olan yüksek Okullarımız Bilim anlayışı bakımından Ortaçağ İslam Medreselerinden farksız durumda. Devlet Okullarında çocuklara Din derslerinde  “Kuran dili” diyerek Arapça öğretiliyor; Kuran ezberi, Şeriat, Siyer-i Nebi vs. öğretimi yaygınlaşıyor. Başta Diyanet olmak üzere, Müftülükler, İHL ve Kuran Kursları  adeta Arap Kültür emperyalizminin hizmetindeki Merkezler haline geldi. Ne yazık ki, “Antiemperyalist” geçinen çevrelerin ağzından bu Arap Kültür Emperyalizmine karşı tek söz duyamıyoruz.

            Ülkedeki Ekonomik durum birebir siyasi duruma yansıyor. Ülkede 30 yıldır süren ve kabaca 300 milyar dolara mal olan Terör belasından kurtula bilmiş, iç barışı sağlayabilmiş değiliz. Tüm Dünya’da Yurtiçi silahlı çatışmaların yaşandığı 10 Ülke var, bunlardan biri de ne yazık ki Türkiye. Bunlar yetmezmiş gibi Güney komşumuzun iç işlerine olumsuz anlamda müdahale etmek, Savaşın geniş boyutlara sıçramasına neden olmak gibi bir aymazlığın mimarı olduk. Sonuçta ‘kaş yapayım derken Göz çıkarmak’ misali, en istemediğimiz durumların oluşumuna neden olduk, Ülkenin geleceğini riskli durumlara soktuk; öyle ki, Güney komşularımız artık Suriye ve Irak değil. Bin kilometrelik güney Sınırımız boyunca müstakbel Kürt Devletinin çekirdek oluşumları olarak görünen, ABD destekli PYG ve IKBY var artık. 

Güya Ülkenin siyasi, ekonomik sorunlarını kısa sürede, etkili bir şekilde çözmek adına Başkanlık sistemine geçmek, Anayasada köklü değişikliler yapmak gerektiği konusu gündeme getirildi. “Referandum” kavramının özüne aykırı saçma bir uygulama ile 18 maddelik değişikliklerin topuna birden ya Evet ya da Hayır şeklinde bir yanıt dayatılarak Referanduma gidildi.  Nisan 2017 deki şaibeli seçimde %51-%49 Evet kazandı. Zaten Olağanüstü Hal Hukuku ile yönetilmekte olan Türkiye de Parlamenter Sistem kaldırılmış ve Ülke, de facto Tek adam rejimiyle, KHK lerle yönetilen bir Ülke haline gelmiş oldu.  Bu süreç Türkiye’nin gelişkin Demokratik Ülkeler nezdindeki zaten pek yüksek olmayan itibarını daha da aşağılara çekti. Uluslararası Basın ve Medyada, Türkiye’de artık bir Demokratik Rejim olmadığını ima edercesine, “Erdoğan Rejimi” deyimi yer almaya başladı; aynen bir zamanlar Saddam Rejimi, Gaddafi Rejimi veya son zamanlarda “Kim Jong-Un rejimi” dendiği gibi…

Sanki bunca olumsuzluklar yetmezmiş gibi, Ülke Temmuz ortasında sıcaklardan kasıp kavrulurken,  bir “Darbe Tiyatrosu” ile karşılaştı. “Boş teneke çok ses verir” misali, Ankara semalarını yırtarcasına gezinen 2-3 Jet, Sembolik Binaları Makineli tüfeklerle tarayan birkaç Helikopter, Köprü üzerinde nedense tek yönü(!) kapatan zırhlı araçlar, 1-2 Tank vs.. Hem sahne dekoru çok zayıf, hem oyuncuları traji-komik ebleh takımından olan uyduruk Panayır Tiyatrosu başlamasıyla bitmesi bir oldu.

İrticai faaliyetleri kanıtlanmış askeri personelin TSK’den ilişiklerinin kesilmesi yönündeki Askeri Şura Kararlarına şerh koyanlar Ordudan atılan irticacı Personeli Belediyelerde istihdam edenler ve daha sonra yasa ile tüm özlük haklarını geri vererek, Albay rütbesinden emekli maaşı bağlayanlar, birden bire kırk yıllık yol arkadaşlarını “terörist” ilan ettiler. “Allah’ın lütfu” görülen bu olayı tüm muhalifleri tasfiye etmek için harika bir fırsat olarak kullandılar… Silahlı Kuvvetlerden, Yargıdan, Eğitimden (kurunun yanında yaş da yakarak) yürütülen cadı avında 200 binden fazla insan tasfiye edildi. 

            2017 böylesine, Ülke adına hiçbir kazancı olmayan, Enerjimizi ve zamanımızı heba eden, utanç verici olaylar zinciri halinde geçti. Şimdi önümüzde yeni bir zaman dilimi, gelecek 2018 yılı var; aslında “Gelecek” dediğimizin sürecin başlangıcı “şimdi” dediğimiz andır. Şimdi bütün duygusallıkları bir yana bırakarak, gerçekçi, nesnel bakış açısından çıkarımlar yaparsak, 2018 in Dünya için de, Ülkemiz için de İnsanlık adına, Millet adına maalesef pek parlak başarıların, sevinçli büyük kazanımların gerçekleşeceği bir Yıl olacağını söylemek mümkün değildir.

Dünyanın en güçlü süper Ülkesi ABD’nin siyaseten yalnızlaştırılmış hali, özellikle Trump yönetiminden sonra, Liliput Ülkesindeki Gulliver’in  durumuna benziyor. Trump ise Dünyanın Süper Devletinin başında asla olmaması gereken cahil, yeteneksiz, ehliyetsiz, dolayısıyla tehlikeli bir kişi olduğunu kanıtladı. Eğer bu adam Dünyanın başına çok büyük dertler açmadan görevden alınabilirse gerçekten küresel bir sevinç vesilesi olur. Ve mümkün olursa, diğer Ülkelerdeki “Tek adam” Rejimlerinin tasfiyesi de gerçek Demokrasi adına İnsanlığın Etik kazanımlar sayfasına işlenecek başarılar olacaktır.

2018 bizi büyük iklim felaketine maalesef bir adım daha yaklaştıran bir Yıl olacaktır kesinlikle... Bu Yaz Kuzey yarı Kürede yeni bir sıcaklık Rekoru (muhtemelen 540 C) bekleyebiliriz. 2017 ye göre daha büyük ölçekte ve daha büyük sayıda Tayfunlar, Sel ve Kuraklık felaketlerini yaşaya bileceğiz. (Göktaşı, Deprem, Yanardağ gibi doğal Felaketlerin Atmosferdeki olaylarla, yani İklim değişimiyle doğrudan bir ilişkisi yok) Bu doğal felaketlerin doğrudan yaşanmadığı Ülkeler de bir şekilde felaketten paylarını almış olacaklar; en azından Sınırlarına dayanan yüz binlerce afetzede Göçmenin baskısıyla karşılaşacaktır.

Görünen o ki, Son sözü yine Doğa söyleyecektir. İleri bir Gelecekte, 2050-2100 arası Petrol kriziyle tetiklenmiş küresel Kaos içerisinden, büyük doğal Felaketler zincirinden geçilecektir. Nüfus belki 10 milyardan 2-3 milyara kadar düşecek, ama sonunda bu “Dar Boğaz” dan geçiş İnsanlık için yeni bir Doğuş ve Orta çağın son kalıntılarının da temizlendiği bir Dünyada Doğayla uyumlu yaşamasını acı Derslerle öğrenmiş bir Tür olmak yolunda Evrimsel bir sıçrama olacaktır. 

Pek de iç açıcı olmayan bu Tabloya karşın, Bilim ve Teknolojinin umut verici hızlı Gelişimine paralel, Hızlı Paradigma değişiklikleri yaşayan ve Küreselleşen ve daralan, küçülen Dünyamızda, yeni kurumsal yapılanmalar, Uluslararası ilişki, Ticaret, Ulaşım ve İletişim Normları, yeni Değer ölçütlerinin geliştiğini görüyoruz. Örneğin, Kutuplarda, Okyanuslarda ve Uzayda Ulusal Haklar Meselesi yanı sıra, BM üye Ülkeleri tarafından benimsenen yeni bir Hukuksal Kavram RtoP, yani Gezegeni (Flora ve Faunayı, Çevreyi, Atmosferi, Kaynakları, Geçmiş Uygarlıkları, Çaresiz İnsanları) Ulusal Egemenlik  üzeri bir yetkiyle Korumak Sorumluluğu, Uluslararası Eşitlik, Eşleniklik, Bağlılık konularına yeni bir boyut getiriyor. Evrensel Hukuk ve Etik, belki biraz da Doğanın zorlamasıyla, yavaş yavaş da olsa insanlık için umut verici ilerlemeler kaydediyor. 

Ülkemize gelince, Türkiye'de Önümüzdeki dönemlerde, Yağışlar azalırsa hiç olmadığı kadar Susuzluk problemiyle karşılaşabiliriz. Zaten Yeraltı su rezervlerimizde kritik seviyenin altına inmiş durumda. Eskiden 10 metreden çıkan kuyu suları için şimdi 400 metreye inmek gerekiyor. Özellikle büyük Kentlerimizin Su gereksinimi en önemli sorun olmak yolundadır. (Barajlarımızın terör eylemlerine karşı çok daha güvenli hale getirilmesi gerekir)

Ekonomik bakımdan da büyük bir yenilik, üretimde atılım veya üretim tekniklerinde büyük bir gelişim beklemiyorum. (GSYH) Gayri Safi Yurtiçi Hasılamızın %9 u Tarım, % 28 i Sanayi ve %63 ü Hizmet sektöründen geliyor.  (Bu oranların Dünya ortalaması 6-30-64 tür) Ekonomimiz 2/3 oranında ithalata bağlı olan ve Dövize endeksli Türk lirasının değer yitimine hassasiyeti olan kırılgan bir ekonomidir. Sadece 2017’nin 3. Çeyrek Döneminde Türk Lirası üzerinden hesaplanmış ve Medyada Kamuoyuna duyurulmuş olan %11’lik GSYH artışı gerçek durumu yansıtmıyor. 2017 bütününe bakıldığında Fert başına Gelir artmamış, tam tersine 2016 ya oranla %5 gerilemiştir.

2017 Yılsonu itibariyle %10 olan Enflasyon %15 e doğru seyrederse 2018 yılsonunda Dolar 4,50 TL sınırını aşar, Fert başına ortalama Gelirimiz Dünya ortalamasına yakın bir yerde 10-11 bin dolar arasında yerinde sayar. Sanayi üretiminin en kritik girdisi olan Enerji toplam ithalatın yaklaşık dörtte birini oluşturuyor; Unutmayalım ki, Türkiye Enerji bakımından %75 dışarıya bağımlı bir Ülke konumundadır. Her yıl Petrol, Doğal Gaz, Kömür… gibi Fosil yakıtlar toplam ithalatımızın dörtte birini oluşturuyor. 1 Dolar Milli Gelir için 7,3 MJ Enerji kullanıyoruz; gelişmiş Ülkelerde bu miktar ortalama 5 MJ dür. Yani %40-50 ye varan bir Savurganlık ve bunun Zamana, İnsana, Refaha olumsuz yansıması (ki bu Kötü Yönetimlerin sonucudur)  Ülkemizin karakteristik durumudur. İhracatımız ithalatımızın ancak 2/3 ünü karşılayabildiğinden, biriken cari açıklar nedeniyle her yıl artan Dış Borcumuz 430 milyar doları geçmiş durumdadır. Bu gidişle, Cumhuriyetimizin 100. Yılında, 2023 teki Dış Borcumuz Gelirimizin %100 ü kadar olacaktır.  Türk Özel sektörünün İngiltere’ye Borcunun karşılığı, Devlet garantisi olarak ~18 milyar dolar değerinde 450 ton Altın rehin tutuluyor. Düyunu Umumiye Devrini andıran manzaralar…

Doğal ve Ekonomik koşulların gölgesinde, Sosyal ve siyasal fırtınalarla geçecek bir Yıl olacak 2108. Suriyeli Sığınmacıların kitleler halinde TC Vatandaşlığına alınması halinde Siyasetimiz yeni bir boyut kazanacağa benziyor. 3 milyon Suriyelinin 2 milyon kadarı “seçmen” yaşında ve Türkçe bilmeyen insanlar; Türk toplumuna kültürel bakımdan eklemlenmeden, Seçimlerde Oy kullanabilmeleri halinde,  iktidarı bırakmamak için elbette her yolu deneyen AKP rahatlıkla 2 milyon fazladan Oy alacak demektir. 

Rusya ile S-400 Füze ve Nükleer Santrallar gibi “stratejik ilişkiler” geliştirmek NATO müttefikleri tarafından hiç de hoş karşılanan davranışlar olmadı.  Batı tarafından Terörist olarak algılanan “İslami Cihad Örgütleri” ile ve NATO karşıtı Güçlerle (Rusya, Çin...) yakınlaşması nedeniyle, Türkiye’nin 2018 de NATO’dan belirgin şekilde dışlanması (hatta üyelikten çıkışa zorlanması) kuvvetle muhtemeldir. Gitgide Batıdan kopan Türkiye, yönünü Doğuya değil,  biraz Kuzey’e, ama ağırlıklı olarak Güney’e İslam Dünyasına dönmüştür. 2018 yılında Türkiye’nin İslâmizasyonu (Şeriatın alan kazanımı) daha da hızlanacak demektir. 

2018 yılı AKP’nin 2019 seçimini de kazanabilmek için hazırlıklarını tamamlayacağı, seçim sistemini yeniden, istediği gibi kurgulayacağı yıl olacaktır. Oy potansiyelini azami derecede Meclise yansıtabilecek  Gerrymandering  tekniğini (Seçim Bölge Sınırlarının manipülasyonu) kullanacaktır kesinlikle...

2017 yılındaki Dünya'nın ve Türkiye’nin genel görünümünden, çok kaba hatlarla Türkiye’yi 2018 de bekleyen sahneleri çıkarsamaya çalıştık. Tablo kesinlikle iç açıcı değil; acı bir espriyle bitirelim;

İyi Haber, 2018 Yılı kesinlikle 2019 yılından daha iyi olacaktır. Her açıdan olumsuzluklar had safhada; buna rağmen umutsuzluğa kapılmadan, yüksek bir mücadele azmiyle her an, her zeminde ve her Düzeyde Başarıya kenetlenmekten başka çıkar yol yok. 

 

2018 in kaygılı tahminlerimizde yanıldığımız bir Yıl olması dileğiyle.