As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

M. Emin ELMACI: ADALARIN HUKUKİ SÜRECİNİN TARİHSEL BOYUTU

MAKALELER

1. 1821-1911 DÖNEMİ

1821’de Mora’da başlayan Yunan ayaklanması sonrası (1829- 1832)Edirne Antlaşması yıllarında yapılan görüşmelerde Yunanistan devleti kurulmuş ve İLK olarak Attik ve Mora Yarımadaları ve bu yarımadaların çevresindeki tüm adalar ile 80 adadan oluşan “kuzey Sporadlar”, Ege’nin ikinci büyük adası Eğribos dâhil 220 adadan oluşan “Kiklod takımadaları” Yunanistan’a bırakılmış oldu.Böylece artık Yunanistan adım adım Anadolu’ya yaklaşma politikasını başlatmış oluyordu.

1897’de ll. Abdülhamit döneminde Girit adası özerk hale gelmiş daha sonra da iş, bağımsızlığına kadar gitmişti.

 

2. 1911-1921 DÖNEMİ

1911’de İtalya’nın Trablusgarp’ı işgal etmesi sonrası İtalya Osmanlı’nın donanmasının güçsüzlüğünden yararlanarak, Güneydoğu Ege’de Menteşe Adaları da denen OnikiAdayıve çevresindeki irili ufaklı adacıkları 28 Nisan-20 Mayıs 1912 tarihleri arasında işgal eder.

-İtalya savaş sonrası 18 Ekim 1912’de Uşi Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi’yi almak şartıyla OnikiAdayı geri vermeyi kabul etmiştir..

-8 Ekim 1912 tarihinde Balkan Savaşı’nın çıkması sonrası Yunanistan da Limni, Semadirek, Bozcaada, Gökçeada, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarından oluşan diğer Ege Adalarını işgal etmiştir.

-Bu nedenle Uşi Antlaşmasıyla İtalya’ya verilen Oniki Adaların savaş sonuna kadar İtalya’da kalması uygun görülmüştü.

            -30 Mayıs 1913’te Balkan devletleriyle yapılan Londra Konferansı’nın, 5.maddesinde Osmanlı’nın “bu adalardan kendisine tehlike gelmeyeceği şartıyla” onay vermesi sonucu tüm Balkan devletleri, Ege Adalarının durumunun dönemin büyük devletleri sayılan Avusturya-Macaristan, Almanya, İngiltere, Rusya, İtalya ve Fransa tarafından belirlenmesi maddesinde anlaşmışlardı.

            -14 Kasım 1913’te Osmanlı ve Yunanistan arası da yapılan Atina Antlaşması’nın 15.maddesinde de bir önceki Londra Antlaşmasının (5.madde de dahil olmak üzere) maddelerinin karşılıklı olarak kabul edilmesiyle Ege adalarının durumunun belirlenmesi yetkisi 6 büyük devlete bırakılması onanmıştı.

            -13 Şubat 1914’de bu altı devletin (Büyükelçiler Toplantısı) Osmanlı ve Yunanistan’a bildirdikleri karar üzerine, Gökçeada ve Bozcaada ve Tavşan adaları, Osmanlı’ya geri veriliyor ancak, Yunanistan’ın işgal ettiği diğer Ege Adalarınınhâkimiyeti de “bu adalarda askeri istihkam yapılmaması ve deniz üssü olarak kullanmaması” gibi şartlarla Yunanistan’a bırakılıyordu. Osmanlı’nın Ege Adalarının elden çıkma sürecine itirazları olduysa da ufukta görünen savaş nedeniyle, her şeyin savaş sürecinde değişeceği görüşü oldukça güçlüydü.         Burada anlaşılması zorunlu en önemli durum, Ege Adalarının tabi olduğu statüye, savaş öncesi en son bu kararla şekil verilmiş olmasıdır. Yani, Ege Adalarının statüsü, Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan durumda ve Sevr Antlaşması’nda ve en sonunda da Lozan Antlaşması’nda belirlenme şansı yoktu. Zira görüldüğü gibi bu Ege adalarını statüsü hukuken Lozan’dan çok önce belirlenmişti.

            Bu nedenle günümüzde, bu adaların daha önceki statülerini görmeden, 1923 Lozan’da verildiğini iddia etmek“hukuki değil ve bu nedenle de akıl dışıdır”.Nitekim Lozan Barış antlaşması 20 Kasım 1922’de antlaşma şartlarını görüşmek için açıldığında Ege adaları konusundaki “bu son statü” masadaydı ve hiçbir kimsenin bu hukuki olan duruma karşı olma şansı yoktu.

            -1914’de başlayan l.DünyaSavaşı yıllarında Osmanlı, İtalya ile düşman devletler statüsünde olunca, 12 Adalar fiilen artık İtalya’ya geçmişti.

            -10 Ağustos 1920 yılındal.Dünya Savaşı sonunda Osmanlı ile imzalanan Sevr Antlaşmasında adalar ile ilgili 84. ve 122. maddeler kabul edilmişti. 84.maddede, Osmanlı hükümeti, Londra Büyükelçiler Antlaşmasında hukuken elinde bulundurduğu Bozcaada ve Gökçeada da Yunanistan’a bırakılmasına razı olmuşken, 122.maddede de zaten İtalya’da olan Oniki Adalar’da İtalya hâkimiyeti sözkonusuydu. Yani Adalar konusunda Sevr’de Osmanlı hükümeti tüm adalardaki egemenlik hakkından feragat etmişti.       

 

3. 1923-1945 DÖNEMİ(LOZAN ANTLAŞMASINDAN 2.DÜNYA SAVAŞINA)

            -l.Dünya savaşını hukuken bitiren Sevr Antlaşmasını kabul etmeyen Ankara Hükümetinin verdiği Bağımsızlık Savaşı sonrasında, Lozan Antlaşması’nda hem “kazanılan” Bağımsızlık savaşının barışı için, hem de Osmanlı’nın devamı olunması nedeniyle de “kaybedilen” Dünya savaşının barışı için masaya oturulacaktı.  Lozan Antlaşması’nın hukuken bu gözle değerlendirilmesi şarttır.

            -24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması’ndayukarıda sözü edilen 1913 Londra ve Atina Antlaşmaları ve bunlara dayanarak 6 devlet Büyükelçileri tarafından verilen 13 Şubat 1914 tarihli kararlar masada yer almaktaydı.Ankara Hükümeti Misakı Milli’ye göre hareket etmeye çalışmaktaydı. Ana amaç,  Anadolu coğrafyasının güvenliği idi. Adalar konusunda da bu adaların Anadolu için tehlike arz etmemesi de en önemli düşünceydi. Bunun için de müzakerelere bakıldığında, üzerinde durulan en önemli nokta da Boğazların güvenliği bağlamında Çanakkale’ye yakın Bozcaada ve Gökçeada olmuştur. Bu nedenle hukuken daha önce belirlenmiş olunsa da özellikle Yunanistan’a ait olan Ege Adalarının silahsızlandırılması ve Bozcaada – Gökçeada- Meis ve Semadirek üzerinde direnilmişti. İsmet Paşa da müzakerelerde Ege adalarının hem güvenlik açısından hem de ekonomik anlamda Anadolu ile bütünlüğü açısından Yunanistan’a bırakılmasını kabul etmeyeceklerini belirtmişti. Müzakerelerde hem adaların kime ait olduğu hem de adalarda hangi rejimin olacağı sorun olarak bulunmaktaydı.

            Lozan Antlaşması’nın12. Maddesiyle, Gökçeada - Bozcaada ve Tavşan adaları dışında kalan Ege Adaları da Türkiye’nin önem verdiği şekilde askerden ve silahtan arındırılmış olarak (13.Madde ile ) Yunanistan’a bırakılıyordu.


            Bu 12.maddede dikkat çekici nokta, maddede 1913 Londra ve Atina Antlaşmaları ve Büyükelçileri tarafından verilen 13 Şubat 1914 tarihli kararlara atıfta bulunulmasıydı..

            -Antlaşmanın15. Maddesiyle de İtalya işgalinde bulunan, Rodos ve Oniki Ada ile Meis, İtalya’ya bırakılmıştı. Yani Türkiye istediği 3 adayı elde ederken, Meis ve Semadirek’i kaybetmişti. Ancak, Anadolu’nun güvenliğini sağlayacak şekilde, silahsızlaştırılması sağlanmış ve 6.maddeve 12.maddede iki kez olmak üzere deAnadolu sahillerine üç milden az uzaklıkta bulunan adalara, adacıklara ve kayalıklara da sahip olunmuştu.

Burada günümüz açısından en önemli maddelerden birisi de 16.maddedir.

            -Bu maddeye göre Türkiye bir önceki maddelerde belirtilen adalar üzerindeki haklarından vazgeçtiğini belirtmektedir. Dolayısıyla bu adalar dışındaki küçük ada ve adacıklarla kayalıklarla ilgili bir cümle olmadığı için de Türkiye, Ege denizindeki bu kayalık ve adacıkların sahibi durumundadır. Yunan tarafı, bu maddeye aykırı olarak günümüzde, birçok küçük ada ve adacıkla kayalıkları işgal etmiş durumdadır. Oysa 16.maddeden de anlaşıldığı gibi, Türkiye’nin vaz geçtikleri 12.maddede isimleri verilen adalardır.

            Lozan’da hem alt komisyonda hem üst komisyonda bu konularda şiddetli tartışmaların olduğunu ve bütün devletlerin destek vermediği bu ortamda konunun ileriye atılması ile kazanç sağlama çabalarını da unutmamak gereklidir. Hatta Lozan’ın ilk devresinde, İsmet Paşa’nın Adalar konusunda direnmesi nedeniyle bu konuda anlaşmanın olmamasından dolayı konferansın dağıldığını da belirtmek şarttır. Bu konuda söylenecek tek şey; ikinci evrede tüm müttefiklerin İtalya’ya desteği ile birlikte, elde edilen diğer kazançlar çerçevesinde İtalya’nın da Adaların, Türkiye aleyhinde kullanılmayacağına dair verdiği teminat üzerine, İsmet Paşa’nın Meis adasından “dünya barışının sağlanması” ruhuyla vaz geçmesi görülmektedir.Ancak bunun dışında belirtilmesi gerekli olan en önemli nokta ise; Lozan’ın TEK maddesi olsa, o da sadece “kapitülasyonların kaldırılması” olsa, bunun bile tek başına Lozan’ı ZAFER yapacağıdır. “Yenilmiş” bir devletin imzaladığı SEVR ile “galip” bir devletin imzalandığı LOZAN’ı karşılaştırırsak bunu çok daha NET görürürüz.

           

            4 Ocak 1932’de Oniki Ada ve özellikle de Meis adasına bağlı küçük adacıklar konusunda Dış İşleri Bakanı Tevfik Rüştü ile İtalya Elçisi Aloisi arasında, Ankara’da yapılan Antlaşma ile adacıkların 19’unun Türkiye’ye 11’inin de İtalya’ya ait olduğu resmileştirildi.

            Ancak 2,Dünya Savaşına giden süreçte

İtalya’nın 1933 yılında Arnavutluk’u işgaliyle,

Mussolini’nin 1934 yılındaki yayılmacı konuşmasıyla

1936’da İtalya’nın Oniki adadan Türk kıyılarına en yakınlarından biri olan Leros adasını tahkim etmesiyle

1938’de Rodos'a İtalya'dan 400’ü topçu olmak üzere 1150 askerin getirilmesiyle

gerginleşen ortam, İtalya’nın İngiltere ile yaptığı 2 Ocak 1937’deki“Akdeniz’deki statükoya bağlı kalınacağı” taahhütüile sakinleşmişti.

            -Savaşın başladığı ilk yıl olan 1939 Ekim ayında İngiltere ve Fransa,Oniki Ada’nın İtalya elinde olmasını istemedikleri için Türkiye ile “Karşılıklı Yardım Antlaşması” imzalamışlar ve İtalya’nın elindeki bu adalardan Türkiye’ye gelebilecek saldırıları ortaklaşa karşılamayı kabul etmişlerdi.

            ll.Dünya Savaşı’nın sonlarında 1943 yılında ise, Mussolini istifa etmişti ve İtalya savaştan çekilmiş de olsa Almanya, İtalya’nın elindeki Oniki Adalarını ele geçirmeye başlamıştı. 1944 yılında da savaşı kaybedeceğini anlayan Almanya, bu süreçte çıkar sağlama adına Türkiye’yi savaşa sokma amacıyla bu Adaları,resmi olarak Türkiye’ye teklif de etmiştir. Almaların, geri çekildiklerinde görünürde insani duygularla olsa da aslında stratejik olarak Ege Adalarını Türkiye’ye bırakmak istemelerinin altında bizi kendi yanlarına savaşa sokma isteği yatmaktaydı. Teklif bu nedenle red edilmiştir. Çünkü Türk Hükümetinin ana esası “tarafsızlık ve savaşa girmeme” idi.

            İtalyanların elindeki Oniki Ada, 1945 yılında İngilizlerin eline geçmişti. Ve bu Adalar aynı yıl savaşta Alman ve İtalyan işgaline uğrayan Yunanistan’a fiilen bırakılmıştı..Yunanistan, İtalya saldırısına ve Alman işgaline uğramış olmanın “mağduriyetini”  çok iyi kullanmıştı.

            Yunanistan’ın elinde bulunan Ege Adaları ise 1941’den itibaren Almanya tarafından işgal edilmeye başlandı. Bu süreçte savaşın iki tarafı da özellikle Sovyetler bağlamında Boğazları kullanabilmek için Türkiye’yi bir an önce savaşa sokmak idi. Boğazlar için de Ege Adaları önemliydi. Yunanistan ve Adaları ele geçiren Almanya da bu amaçta ilerleyişine devam etmek istiyordu. Burada Almanya’nın Türkiye’yi de işgal etme planlarının hazırlandığı bilinmektedir. Hatta Alman generalleri arasında bile konuşulur hale gelmişti.

            Ancak bunun zor olması nedeniyle Almanya en azından Ege adalarını Türkiye’ye vererek yanına çekmek de istemişti. O sırada başbakan olan Saraçoğlu’nun da 1941 yılı içerisinde Almanya’dan adaları almak için teşebbüste bulunduğu da bilinmektedir. Aslında savaş içerisinde tarafsız olunmasına rağmen çıkarımıza olabilecek durumlardan yararlanmaya çalışıldığı bir gerçektir. Bu anlamla Saraçoğlu İngiltere ile de görüşmelerde bulunuyordu. İş aslında tehlikeli ve her an savaşa girilmesine neden olacak kadar da riskli bir durumdu. Her iki taraf ile çıkarımız için görüşülürken, daha tehlikeli durumda kalma riskiydi bu. Savaşan taraflar da Türkiye’yi kendi taraflarında savaşa sokabilmek için bu konuyu sürekli gündemde tutuyor ve oyalama girişimleriyle yetiniyorlardı.

            Hem Alman hem İngiltere hem de Sovyet tarafıyla Ege ve Oniki Ada konusunda görüşmeler yapılmış ve belgeler, gazeteler ve anılarla bugün çoğunun içeriği de ortaya çıkmıştır. Bugün “çıkarılacak” denilen belgelerin de bilinmeyenler olacağını sanmıyoruz. Savaşın ilerleyen yıllarında Adalarda hakim olan İngilizlerin de amacı Türkiye’nin savaşa sokulmasıydı ve bu amaçla da Türkiye’ye bir şekilde Ege Adaları ve Oniki Adalar öneriliyordu. O kadarki yazışmalarda, Almanların İngilizlere karşı Türkiye’yi kendi yanlarına çekebilmek için, İtalyanlara Oniki Ada’yı Türkiye’ye vermesi bile önerilmişti. Bir de İngilizlerin Adaları verebilmek için Türkiye’den üs istediğini bilirsek, “tam bağımsızlık” açısından Adalar tekliflerine neden red yanıtları verildiği daha kolay anlaşılır.. Bugün bu nedenle “İnönü Adaları almadı” ya da daha bir çarpıtma ifadeyle “Adaları İnönü verdi” gibi söylemlerde bulunanların bunları bilmesi gerektiği de çok açıktır.

            Savaşın sonlarında Ege Adaları Almanya’da, Oniki Ada da İngilizlerin elindeydi. Savaş sonunda siyasi iç çekişmeler nedeniyle Türkiye’de bu adalar konusu gündeme getirilmeye başlanır. CHP içindeki ayrışımlarla tetiklenen bu olay, artık DP’nin de kurulmasıyla bir iktidar muhalefet çekişmesi içerine çekilir…

            İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde galip devletler delegeleri barış görüşmelerine başladığında, özellikle Oniki Ada konusunda Yunanistan’ın Konferansa bir muhtıra vererek, bu adaların “İtalya’dan alınıp, kendisine verilmesini” istemesi damga vurdu. Sovyetler dışındaki tüm galip devletlerin de bu fikre sıcak bakmaları üzerine uzayan tartışmalar nihayet Sovyetlerin de katılmasıyla olumlu noktaya gider.

            Savaşın sonunda imzalanan Paris İtalyan Barış Antlaşması ile de 27 Haziran 1946'da, Oniki Ada müttefikler tarafından artık resmen Yunanistan’a bırakılmıştı. İtalya’nın da Lozan Antlaşması’nın 15.maddesi gereği elinde tuttuğu Oniki Ada’yı ve Meis’i silahsız olarak Yunanistan’a bırakmayı kabul etmesinden sonra, Nisan 1947'de Yunanistan askeri yönetimi Oniki Ada'ya resmen yerleşmişti. Yani Oniki Ada İsmet İnönü veya Türkiye tarafından değil ll.Dünya Savaşı’nı kazananlar tarafından Yunanistan’a hediye edilmiş oluyordu

 

 

Bu konularda “her şeyi açıklayacağım” diyerek tarihi gerçekleri göz ardı ederek çarpıtma politikası ve “devlet” kavramına önem vermeyenlerin “açıklayacağım” dedikleri tek nokta da, üstte belirttiğim Lozan’da Meis’in bırakılması ve ll.Dünya Savaşı yıllarında da hem Almanya hem de İngiltere tarafından Adalar konusunun bizim lehimize sonuçlandırma isteklerine verilen olumsuz yanıt olacaktır.

            Bugün “gerçekleri ortaya çıkaracağım” diyenlerin söyleyecekleri de bundan başka bir şey olmayacak. Daha büyük sorun ise bunların yeni değil, yıllardır belli çevrelerce söylenen yorumlar olduğudur.

            “O sırada fırsat vardı, Adalar neden alınmadı?” eleştirilerine verilecek en önemli yanıt da İngiltere ve Almanya’nın savaşın farklı taraflarında olmaları ve herhangi birinin isteğinin kabul edilmesiyle de savaşa fiilen ve resmen o tarafta girilecek olmasıdır. Zira bu savaşın Avrupa’nın kendi savaşı olduğunu, “savaş”ın ne zararlar getireceğini ve bu teklife atlanılsaydı savaşta taraf olunacağını en iyi bilen kişi olan İsmet İnönü, bu teklifi red etmiştir. Bugün tarihi çarpıtanların, o dönem muhalefet sonra da iktidar olan DP lilerce yüksek sesle seslendirilmiş bu çarpıtmaları aynen dile getirmesi de oldukça anlamlıdır.