|
KURTULUŞ ve BAĞIMSIZLIK YOLUNDA İLK ADIM: 19 MAYIS M. Kemal, Mondros Silah Bırakışması’nın imzalandığı (30Ekim 1918) günün ertesi, atandığı Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı görevi için Adana’ya gelir. Burada “kabul edilemez” ve “koşulları çok ağır” olarak nitelediği Mondros Anlaşmasına tepki gösterir, hemen kurtuluş için görüşmelere ve hazırlıklara başlar. M. Kemal, Adana’da, yakın arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa ile yaptığı görüşmede, Anlaşma (İtilaf) Devletlerine karşı direniş kararını açıklar. Ordu birlik komutanları ve kentin ileri gelenleriyle yaptığı görüşmede de Anlaşma Devletlerinin Türk Ulusu’nu ezmek istediğini, fakat kurtuluş ümidinin henüz sona ermediğini söyler, uygun yerlere siperler kazılmasını, halkın silahlanmasını ister, direnişe Ordu tarafından silah ve cephane desteği sağlanacağını bildirir. 5 Kasım 1918 günü Mersin’e gelen M. Kemal, ilgililere ve yurttaşlara “Savaş bitmedi, asıl mücadele bundan sonra başlayacaktır, silahlarınıza sahip olunuz” uyarısında bulunur. Ayrıca, birlik komutanlarına Silifke sınırı ve Toros dağları eteklerindeki karakolların artırılması, depodaki silah ve cephanelerin dağ köylerine dağıtılması buyruğunu verir. 7 Kasım’da Yıldırım Ordular Grubu kaldırıldığı için, 10 Kasım’da komutayı 2. Ordu Komutanı Nihat (Anılan) Paşa’ya bırakan M. Kemal, Adana’dan İstanbul’a hareketinden önce istasyonda kendisini uğurlamaya gelenlere “Arkadaşlar, silah ve cephanenize sahip olunuz. Bizim için savaş bitmedi, asıl şimdi başladı, Allah yardımcımız olsun” diyerek veda eder[i][i]. M. Kemal, İstanbul’da, Boğaz’daki işgalci güçlerin donanması arasından motorla Avrupa yakasına geçerken, emperyalist güçler için “geldikleri gidecekler!” düşüncesini kararlılıkla dile getirir. Mustafa Kemal İstanbul’da kaldığı süre boyunca, yakın arkadaşlarıyla ve değişik kesimden insanlarla görüşür. Ülkenin içinde bulunduğu durumdan bir kurtuluş yolu bulabilmek için arkadaşlarıyla özel olarak görüş alışverişinde bulunur. Kendi kurtuluş düşüncesini, önerilerini de açık biçimde arkadaşlarıyla paylaşır.
M. Kemal, Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşına Anadolu’dan başlamayı planlamaktadır. Ancak bir olanak bulup, tam yetkilere sahip olarak etkin bir görevle gitmesinin daha yararlı olacağını düşünmektedir. Bunun için uygun fırsat kısa süre sonra gelir. O günlerde, İngiliz Kuvvetleri Komutanı Osmanlı Hükümeti’ne başvurarak Samsun ve dolaylarındaki Rum köylerine Türklerin saldırdığını bildirir, ‘Bu saldırıları önlemek gerekir; siz yapamazsanız, biz önleyeceğiz’ denilir. Bunun üzerine Harbiye Nazırı Şakir Paşa, Sadrazam Ferit Paşa’nın da isteği doğrultusunda M. Kemal’i olayları incelemek üzere Samsun dolaylarına görevlendirir. M. Kemal’in Şişli’deki evinde Bandırma Vapuruna gitmek üzere hazırlanırken Rauf Bey (Orbay) gelir. Aldığı bir habere göre “M. Kemal’in ya yola çıkışına engel olunacağını ya da vapurunun Karadeniz’de batırılacağını” söyler. M. Kemal, o an ki duygularını içtenlikle dillendirir: “Yıldırımla vurulmuşa dönmüştüm, bir an yalnız kaldım ve düşündüm: Bu dakikada düşmanların elindeydim. Bana her istediklerini yapamazlar mıydı? Beynimde bir şimşek çaktı: tutabilirler, sürebilirler; ama öldürmek? Bunun için beni Karadeniz’in coşkun dalgaları arasında yakalamak gerekirdi. Bu olasılık mantığa uygundu. Ancak, benim için artık yakalanmak, tutuklanmak, sürülmek, düşündüklerimi yapmaktan alıkonulmak, hepsi ölümle eşitti. Hemen karar verdim; Arabaya atlayıp Galata Rıhtımına geldim. Yirmi yedi yıllık yaşlı kaptana ürkütücü olasılıkları anlattım. ‘Ne ters rastlantı!’ dedi, ‘Bu denizi de iyi tanımam; pusulamız da biraz bozuk!’ El verdiğince kıyıları izlemesini söyledim. Çünkü bundan sonra benim tek istediğim, Anadolu’nun bir kara parçasına ayak basmaktı. Sinop’ta Samsun’a kolaylıkla gidilebilecek yol olup olmadığını soruşturdum; yazık ki yokmuş. Bilmem neden Samsun’a bir an önce ayak basmak için öyle acele ediyordum ki, zaman yitirmektense, tehlikelere göğüs germeyi yeğledim. Yeni baştan Bandırma Vapuruna bindik. Değişmeyen düzenle gezimizi sürdürerek sonunda Samsun’a vardık!’ 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gelen M. Kemal, Osmanlı Devleti’nin yıkıntıları arasında, Anadolu’yu ve Türk Ulusunu kurtarmak için Bağımsızlık ve Özgürlük savaşımını başlatacaktır. Yok edilmek istenen bir halkın, teslim olmuş bir devletin yerine, yeni bir ulus ve egemen bir devlet kuracaktır. Ancak genel durum ve koşullar hiç de uygun değildir. Ülkede yokluklar, yoksunluklar ve hastalıklar kol gezmektedir. Ayrıca işbirlikçi hainler, mandacılar, bir başka devletin koruyuculuğuna sığınmak isteyenler de ortalıkta dolaşmaktadır. Tüm güçlüklere karşın, “Gerçek kurtuluşu isteyenlerin parolası” olan “YA BAĞIMSIZLIK, YA ÖLÜM!” diyerek çıkılan yolda, yurt içinde direniş örgütleri ve daha sonra düzenli ordu kurularak, kongreler aşamasından geçilerek, içteki ayaklanmalar bastırılarak, ateş ve ihanet çemberinden geçilerek bağımsızlık yoluna devam edilir. Atatürk önderliğinde, Türk Ulusunun Emperyalizme karşı verdiği uzun, zorlu destansı savaş ve kazanılan utku sonucunda bağımsızlık ve özgürlük elde edilecek, tüm dünyaya örnek olacak çağdaş Türkiye Cumhuriyeti kurulacaktır. BAĞIMSIZLIK, EGEMENLİK, KURTULUŞ ve ÖZGÜRLÜK YOLUNDAKİ İLK ADIM TÜRK ULUSUNA KUTLU OLSUN. Fethi KARADUMAN ADD GYK Üyesi |