Elazığ’ınKarakoçan ilçesi Başyurt Beldesinde meydana gelen 6.0 şiddetindeki deprem hepimizi derinden üzmüştür.
Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Tanrı’dan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Örgütümüzün her zaman olduğu gibi, felakette zarar gören yöre halkının mağduriyetinin giderilmesi ve yaralarının sarılması yönünde duyarlılık göstereceğine inancım tamdır.
100. Yılda Emekçi Kadın Tarihine Tekel İşçisi Kadınlar Aydınlık Bir Sayfa Eklediler
Bugün Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün 100. yılını kutluyoruz. 1910 yılında Avrupa’da esen savaş rüzgârlarına dur demek ve oy hakkı mücadelesi için güç birliği yapmak amacı ile toplanmış olan Sosyalist Kadınlar Kongresi’nin aldığı kararla 8 Mart, “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak ilan edildi. Bugün, 1857 yılı 8 Mart’ında, eşit işe eşit ücret ve 8 saatlik işgünü taleplerinin bedelini canları ile ödemiş olan Amerikalı dokuma işçilerinin ve 1908’de onurlu bir yaşam hakkını “ekmek ve gül” ile simgeleyen 15.000 kadının anısına adanıyordu.
Aradan geçen 100 yılın sonunda bugün, kadın haklarının neresindeyiz? Dünya, haksız savaşların sona erdiği, barışın egemen olduğu bir ortama kavuşabildi mi? Kadınlarımız, oy hakkına, eşit işe, eşit ücrete, iyi çalışma koşullarına ulaşabildiler mi? Şiddet, toplumun ve kadınlarımızın üzerinden elini çekti mi?Kadınlarımızın aydınlanması sağlanabildi mi?
Vatanı Olmayanın Hakları da Yoktur.
Bu sorulara olumlu yanıtlar veremiyoruz. Dünya hala egemenlerin dünyası olmaya devam ediyor. Emperyalizm, bütün açgözlülüğü ile mazlum ulusların topraklarına, insanlarına, doğal kaynaklarına göz dikiyor. Haksız savaşlar, kadını, erkeği, genci, yaşlısı ile herkesi vuruyor. Vatanları ve ulusal onurları tehdit altında olan halklar, kişisel haklar mücadelesi vermeyi lüks görüyor. Onlar biliyorlar ki vatanı olmayanın hakları da yoktur.
Ekonomik Kriz, Kadınları Eziyor:
8 Mart 2010’da ülkemiz kadınları için bugün durum nedir? 8 Mart, bir bayram günü gibi kutlanabilir mi? Kadını erkeği ile bir ulusu ayakta tutabilecek ve mutlu edecek yegane güç bağımsızlıktır. Bugün ülkemizin gerçekten bağımsız olduğundan söz edebilir miyiz?Neyazık ki ülkemiz her bakımdan dünyanın gelişmiş emperyalist merkezlerine bağımlı haldedir. Bu bağımlılığın bedelini dünya ekonomik krizinden ağır biçimde etkilenerek ödüyoruz. Özelleştirme adlı canavar, iştahla ekmeğimizi yok ediyor. Ulusal sanayimiz ölüyor. Fabrikalarımız kapanıyor. Direnmek isteyen fabrikalarda işçiler karın tokluğuna çalışmayı göze alıyor. Fabrikalarımız, iş yerlerimiz ya işi durduruyor ya da işçi çıkarıyor. Esnafımız kepenk kapatıyor. İşsizlik almış başını gidiyor. Her gün, televizyonlarda evine ekmek götüremeyen anne ve babaların feryatlarına tanık oluyoruz. Aile kurmuş, evini ocağını ayırmış çocuklarımız, yeniden eve dönüyor. Bu krizden, en fazla da en aşağıda olan kadınlar etkileniyorlar işsizlik ve yoksulluk kadınlaşıyor. Erzak girmeyen evlerde, aş üretmeye, yakacak alamayan evlerin ocaklarını yakmaya çalışıyorlar. Fedakârlık onlardan bekleniyor.
Eğitim, Kadın İçin Lüks Olmaya Devam Ediyor:
8 yıllık zorunlu eğitim uygulamalarına karşın, kadın nüfusunun % 20 si okur-yazar olmaktan uzaktır. Gerici anlayışlar kız çocuklarının okula gitmesini ziyan sayıyor. Onlar, çocuk yaşında evliliğe ya da çocuk işçiliğine zorlanıyor. Böylece, aydınlanmanın olanakları yerine bu çocuklar gericiliğin karanlık mahzenlerine itilmiş oluyorlar.
İktidar, taşıdığı gerici anlayışlar nedeniyle kız çocukların eğitimi konusunda yeterli çabayı göstermiyor. Aksine, kız çocuklarının eğitimini temel amaç edinmiş olan demokratik kitle örgütlerimiz haksız suçlamalarla etkisiz hale getirilerek, bu alan tarikatların hizmetine sunuluyor.
Kadın Siyasetten Uzak Tutuluyor:
Kadınlar, hala siyasetin öznesi olamadılar. Evin mutfağı gibi siyasi partilerin mutfakları da kadın için sonuna kadar açıktır. Ancak, karar alma mekanizmalarında kadınlara hala yer yok. Seçme Seçilme Hakkına 76 yıl önce kavuşmuş olan kadınlarımız, TBMM’nde%9.1, yerelde ise ancak %1.1 oranında temsil edilebiliyor. Sistem, onlara bir vitrin malzemesi gibi davranmaya devam ediyor. Oysa kadınlar, yaşamın içinde parlak camların arkasında oturmuyorlar. Onlar, narin omuzlarıyla,hayatın bütün yükünü taşımaya, ailenin ve toplumun ağır işçisi olmaya devam ediyorlar.
Gericilik Şiddet Üretir:
Kadınlarımız her türlü şiddetin mağdurudur. İşsizlik, yoksulluk kendi başına birer şiddet türüdür. Ancak kadınlarımız, ayrıca erkek egemen toplumun fiziki ve psikolojik şiddeti ile de karşı karşıyadır. Kadın, en altta olmanın ceremesini erkek şiddeti ile de ödemektedir. Dayaktan, aşağılanmaya,istismardan tecavüze, ensestten tacize her türlü ağır saldırının hedefindedir.Feodal anlayışların varlığı, onları namus ve töre cinayetlerinin kurbanı yapmaktadır.
Şiddetin önlenmesi için yasal planda elde edilen yeni kazanımlar da sorunu çözemiyor. Bu kazanımların, hükümet politikaları ile toplumsal yaşama yansıtılması ve içselleştirilmesi gerekiyor.
Gerici Politikalar, Eşitlik Getiremez:
Bugün ülkemizde tırmanan işsizliğin, yoksulluğun, şiddetin ve sonuç olarak eşitsizliğin sorumlusu, iktidarda bulunanlardır. Gerici politikalar, toplumsal eşitliği ve kadın-erkek eşitliğini sağlayamaz. Bugün Anayasa’nın değiştirilemeyecek hükümlerini yürürlükten kaldırarak cumhuriyetle hesaplaşmak isteyenlerin, kadınların hukukunu koruması ve onlara eşit haklar getirmesi olanaksızdır.
Bugün ülkemizde kadının özgürleşmesi ve eşit haklara sahip olması sorunu, belli çevrelerce türban sorununa indirgenmiştir. Türban, dindar kadının özgürleşmesini değil, siyasal ve kamusal alanı, kendi benzerlerinin girebileceği bir iktidar alanı olarak elde etme ya da yaratma özgürlüğü isteyenlerce dayatılmaktadır. Bu istek, İslam’a ve ahlaka değil, gerici siyasete hizmet etmektedir. Türbanı, özgürleşmenin aracı gibi görenler, kadının düşünce yaşamı, yaratıcılığı, üretkenliği ve birey olma mücadelesine değil, onun bedenine bakmaktadırlar. Kadını insan olarak görmeyen, onu bir cinsel meta olarak görenlerin kadın-erkek eşitliğini sağlamaları olanaksızdır.
Türkiye Cumhuriyeti Kadınlarının 8 Mart’ı, 1923 Devrimleridir:
Kadınlarımız, dün vatanlarını savunmak için erkekleri ile omuz omuza çalıştılar. Kağnı başlarından, hastanelere, aşhanelere, daktilo başlarına, miting kürsülerine, savaş siperlerine her yerde en önde koştular. Ülkenin bağımsızlığında harç oldular. Vatanlarını savunmak nasıl görevleri ise devrim yasalarını inşa etmek de öyle görevleriydi. Saltanatın kaldırılmasından, Hilafetin Kaldırılması Yasası’na, Kılık Kıyafet Yasası’ndan, Tevhid-i Tedrisat Yasası’na,Medeni Yasa’ya hep kendi özgürleşme iradelerini koydular. Kadın yurttaş olma hakkını, kendi emeği ile kazandı. Devrim onlara yol aldırdı.
Bugün bu yolu yeniden tıkamak isteyenlere karşı düne kadar Ankara meydanında direnen Tekel işçisi kadınlar, yeniden yaşamlarını ortaya koyarak ekmekleri için direndiler. Bu direnç, yurttaş olma hakkı ile beslenmiş ve Cumhuriyetle güçlendirilmiş bir inancın sonucuydu. 100. yılın dünya emekçi kadın mücadelesine, Tekel işçisi kadınlarımız yeni ve aydınlık bir sayfa eklediler.
Kadınlarımızın Aydınlanması, Onları Var Eden Cumhuriyete Sahip Çıkmakla olanaklıdır:
TC yurttaşları olarak kadın ve erkek tümümüzü var eden Cumhuriyet Devrimleridir. Ne var ki bugün, cumhuriyete sahip çıkmak dahi suç sayılmış, bağımsızlık, laiklik, özgürlük ve eşitlik istemleri ile gerçekleştirilen cumhuriyet mitingleri dahi terör eylemleri olarak nitelenmiştir. Cumhuriyeti savunan çok sayıda aydın, gözaltına alınmış, sorgulanmış ve ceza evlerine kapatılmıştır. Bu tablo, kadınlarımızı cumhuriyet devrimlerini savunmaktan vazgeçirmeyecektir. Böyle bir vazgeçiş, vatandan ve kendimizden vazgeçmektir. Nitekim, Tekel işçileri ekmeklerinin hakkı için mücadele ederken, “Tekel vatandır. Vatan Satılmaz.” şiarıyla hareket ettiler. Bu mücadelenin ulusal ve uluslar arası alanda aldığı destek tüm emekçilerin bağımsız bir ülkede ve kendi özgür vatanlarında ancak haklarını tam olarak alabilecekleri inancının ürünüdür. Kadınlar da, ancak böyle bir vatanda özgürleşebilecekleri ve eşit haklara sahip olacakları inancındalar. Bu inancın verdiği onurla 8 Mart’ın 100. yılını kutluyoruz. 08.03.2010.
Atatürkçü Düşünce Derneği Cumhuriyet Kadınları Derneği Eğitim - İş Sendikası
Genel Merkezi Genel Merkezi Genel Merkezi
Türk Hukuk Kurumu Ziraat Mühendisleri Odası Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin
Bundan 95 yıl önce emperyalist güçlerin ( başta ABD - İngiltere- Fransa -Rusya - olmak üzere) yurdumuzda yüzlerce yıl barış ve kardeşlik içinde yaşayan halkımızı türlü oyunlar ve kışkırtmalarla bölüp parçalayıp çatışma ortamına sürüklemesi acı olayların yaşanmasına neden olmuştur.
Tarihin değerlendirmesine bırakılması gereken bu acı olaylar günümüzde de propaganda ve siyasal taktiklerle yeniden kaşınmaktadır.
Siyasi iktidar tarafından, stratejik ortak ve dost olarak tanımlanan ABD’nin Temsilciler Meclisi Dış İşleri Komisyonunun aldığı karar ülkemize ve ulusumuza karşı düşmanca tutumun yeni bir kanıtı olmuştur.
Kendi tarihlerinde Kızılderili soykırımı ve sayısız insanlık suçu lekesini taşıyan ABD emperyalizmi yeni oyunlar ve şantajlar peşindedir. Bu oyunları bozmak için dayatma ile siyasi iktidara imzalattırılan Emeni Açılım Protokolü vakit geçirilmeden iptal edilmelidir.
Tarihte Amerika’nın yerli halkı Kızılderilileri yakın tarihte de Afganistan ve Irak’ta öldürülen milyonların sorumluluğunu taşıyan Amerikan emperyalizmidir. Yine Afganistan ve Irak’ta zorunlu göçe zorladığı milyonlara karşı ve kendi halkının kara derililerine uyguladığı ayırımcı politikalarla tarihin en büyük insanlık suçlarını işlemiştir.
Tüm politikalarıyla ülkemizin ve ulusumuzun dostu olmayan Amerikan emperyalizmini ve işbirlikçilerini şiddetle kınıyoruz. 06.03.2010
Üç önemli devrim yasasının kabul edildiği 3 Mart 1924’te çıkarılan yasaları aşağıdaki metinde de belirtildiği gibi Cumhuriyetimizin kurulmasından hemen sonra aydınlanma devriminin başlangıcı saymak gerekir.
8 Mart Dünya Kadınlar günü (Emekçi Kadınlar Günü)
18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü;
Cumhuriyetin kurulmasına ve devrimlerin gerçekleşmesinde önemli kilometre taşlarıdır.
Ülkemizin içinde bulunduğu ağır koşullar da dikkate alınarak, tüm cumhuriyetçi kuruluşlarla işbirliği yaparak, kitlesel toplantılar yapılması (basın açıklaması, açıkoturum, konferans, v.b ) nın uygun olacağı düşünülmektedir.
Gereğini önemle rica ederim. Saygılarımla.
İzzet Polat ARARAT Genel Sekreter
MART AYI ETKİNLİKLERİ
Cumhuriyetin ilanıyla başlayan çağdaşlaşma sürecine, 3 Mart 1924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat yasasıyla çok önemli bir adım atılmıştır.
Bilindiği gibi Tanzimat döneminden başlayarak, Askeri okullardan başka, Medrese ve Devlet okullarının dışında, kendi dillerinde eğitim yapan azınlık ve yabancı okulları da açılmıştı. Bu okullarda okutulan farklı dersler sebebi ile ayrı duygu ve düşünce, değişik kültür ve davranışa sahip insanlar yetişti. Farklı kültürde yetişen insanlar arasında ulusal bir kültür oluşturmak mümkün olmuyordu.
Bu okulların bir kısmı da Şer’i ve Evkaf vekaleti veya hususi vakıflar tarafından idare olunuyordu.
Çıkarılan yeni yasayla eğitim birliğini sağlamak amacıyla, bu okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı.
Böylece aklın ve bilimin öncülüğüne dayalı laik eğitimin temelleri atılmış oldu.
Bilindiği gibi 1.11.1922 tarihinde Saltanat kaldırılmıştı. Bu yasayla Hilafet de kaldırılarak, Osmanlı yönetim anlayışı fiilen sona erdi. Böylece çağdaş ulus yaratma ülküsünün önü açılmış oldu. Bugünün önemini dikkate alarak etkinliklerle anılmasını diliyoruz.
Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde, 8 Mart’ın tüm kadınlar için “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını kararlaştırmıştır.
Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de kadınlar iki katlı baskı ve sömürü altındadır.
Kadınların eşitlik ve özgürlük istekleri Yüce Atatürk’ün devrimlerinin de başlıca konusu olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında çok önemli kazanımlar elde edilmesine rağmen, 1950’lili yıllardan sonra baskıcı kültürlerin etkisiyle, Ataerkil aile yapısı ile geleneksel kültürün kadına bakış açısı değişmediği için, daha doğrusu bu bakış açısı değiştirilmek istenmediği için, kadınlar toplumun eşit ve özgür bireyleri olamamışlardır.
Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine “Çağdaş Ulusçuluk” anlayışının bir parçası olarak bakmak gerekir.
Bu düşüncelerle çağdaş uygarlık seviyesine erişmenin, en önemli koşullarından birinin de kadınların, toplumun, eşit ve özgür bireyleri olmasından geçtiğini unutmadan, onların emeğine saygı göstererek, ırk, din, dil farkı gözetmemeksizin, tüm baskı ve sömürünün ortadan kalktığı, barış içinde yaşandığı bir Türkiye ve Dünya özlemiyle kadınlar gününün yapılacak toplantılarla anılmasını diliyoruz.
18 Mart’ta bozguna uğrayan itilaf devletleri, Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’a ulaşamadılar.
Böylece yalnız ülkemizin değil, dünyanın kaderi değişti.
Karadan Çanakkale’yi aşma planı da Mustafa Kemal engeline takıldı. Kocaçimen’de, Conkbayır’da cephanesi biten askerlere süngü tak emri veren Mustafa Kemal “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” diyerek hem dünyanın kaderini değiştirdi, hem de Türk Bağımsızlık Savaşının mayasını çaldı.
Tarihin kaderini değiştiren 18 Mart – 25 Nisan Çanakkale Destanının, tüm üyelerimizle ve kamuoyuyla paylaşılması için uygun etkinliklerin yapılmasını diliyoruz.
3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) eğitimin ulusallaşmasını, çağdaşlaşmasını, laik ve demokratik bir yapıya kavuşmasını sağlayan en önemli devrim yasalarından biridir. Devrim yasalarının çıkarılışının 86. yılında yaşadıklarımızla bunu çok daha iyi anlıyoruz.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkarılmasıyla, farklı kurumlar tarafından beslenen ve yönetilen, çağının gereklerini karşılamayan eğitim kurumlarının varlığına son verilmiş, her türlü yönetim ve denetim Mili Eğitim Bakanlığı’na verilerek öğretim birliği sağlanmıştır.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu çağdaş, laik Türkiye’nin kültür ve eğitim hayatında en önemli kazanımı sağlayan bir süreçtir.
Bu süreçte, çocuklarımızın ve gençlerimizin çağdaş kurumlarda, karma eğitimle ideallerini genişletip aralarında ulus bilinci oluşturularak laik, demokratik, akılcı, bilimsel değerler taşıyacak bir yapının oluşturulması sağlanmıştır. Böylece ulus devletin de temelleri atılmış ve yasa, önemi gereği anayasa tarafından da koruma altına alınmıştır.
Ancak 1950’li yıllardan sonra, ülkeyi yöneten iktidarlar, çağdışı bir anlayışla Öğretim Birliği Yasası’nı delerek başlangıcındaki hedef ve ruhundan uzaklaştırma girişimlerinde bulunmuşlar, bunda da oldukça başarılı olmuşlardır. Bu konuda en çarpıcı örnek Köy Enstitülerinin kapatılmasıdır.
Günümüzde ise özelleştirme ve dinselleştirme hareketleri artarak devam etmekte bunun sonucunda program geliştirme, öğretmenleri ve geleceğimizin güvencesi çocuklarımızı yetiştirmede olması gerekenden saparak teslimiyetçi, akılcı olmayan, bilimsel düşünce ve çağdaş yaşamdan uzak, ulusal duyguyu bünyesinde barındırmayan, rejimle kavgalı, Atatürk düşmanı bir kuşak yetiştirilmeye çalışılmaktadır.
Ne yazık ki, eğitimimiz Cumhuriyetle kazandığı temel niteliklerden hızla uzaklaştırılmaktadır. Hazırlanan programlar, kitaplar dinsel içeriklidir. Çağdaş ölçütlerden ve bilimsellikten yoksundur. Eğitim yönetimi kadroları da aynı özellikleri yansıtmaktadır. Cumhuriyet karşıtı bu kadrolarla ve bu kafalarla ancak tarikatlara, cemaatlereadam yetiştiren altyapılar oluşturulur. Yaşadığı dünyanın sorunlarını, çözüm yollarını kavramadan din bezirganlarının hurafeleriyle korkunun tuzaklarına düşürülmüş bir gençlik, olsa olsa tarikat şeyhlerine mürit olur. Egemen güçlerin de, erki elinde bulunduranların da, ülkemizi sömürgeleştirmek isteyen emperyalistlerin de istediği budur. Bilinçli, özgür düşünüp karar veren, haksızlığa ve zulme karşı duran, aklı ve yüreği ile bu ulusun geleceğine sahip çıkan bir gençliği istememektedirler.
AKP iktidarıyla birlikte, eğitimde “özelleştirme” ve “dinselleştirme” hareketleri artarak devam etmektedir. Böylece eğitimimizde tarikat ve cemaatler daha etkin hale gelmektedir. Bunun sonucunda Türk Eğitim Sistemi, geleceğimizin güvencesi çocuklarımızı yetiştirmede oldukça yetersiz, teslimiyetçi, akıldışı, bilimsellikten ve çağdaşlıktan uzak, ulusal nitelikten yoksun, rejimle kavgalı, Atatürk düşmanı bir kuşak yetiştirme projesine dönüştürülmüştür. Bu gerici anlayışla okullarımız, üniversitelerimiz adeta medreseleştirilmektedir.
Bugün ülkemizde, inançlı yoksul halkımızın çocuklarını şeriatçı bir anlayışta yetiştiren binlerce vakıf, kurs, öğrenci yurdu, özel dershane, pansiyon, ev, radyo-televizyon, yerel gazete, dergi ve yayınevi bulunmaktadır. Kısaca denetim dışı faaliyet gösteren birçok kurum cumhuriyet düşmanı, gerici kuşaklar yetiştirmektedir.
Emperyalist güçler, Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim öğretim birliğini bozup ulus devlet modelini yıkmaya çalışmakta, böylece Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar’da yaşanan etnik ve mezhep çatışmalarının bir benzerinin ülkemizde de yaşanması için zemin hazırlamaktadırlar. Böylece üniter devlet yapımız yok edilmek istenmektedir.
Ulusal eğitimin temel ilkelerine bağlı, nitelikli insan yetiştirilmesini ülkemizin geleceği için çok önemsiyoruz. Araştıran, sorgulayan ve öğrendiklerini yaşamında uygulayan insanı yetiştiren, çağdaş ve evrensel ölçütlere uygun, laik ve bilimsel bir eğitim, “çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma” hedefine ulaşmanın tek yoludur. Ruhunu, aklını ve vicdanını başkasına emanet edenlerle, birilerine körü körüne boyun eğenlerle büyük hedeflere asla varılamaz. Ancak aklı ve vicdanı özgür olanlar, büyük işleri başarabilirler. Bunu, Cumhuriyetimizin “Öğretim Birliği Yasası”nın sağladığı ulusal eğitim anlayışıyla yetişmiş olan gençlerimiz başaracaklardır.
Bizler, bu gerçekler dahilinde, dinlenmemek üzere çıktığımız bu yolda, Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyetimizin kazanımlarına, ülke bütünlüğüne, laik, bilimsel, demokratik, eşitlikçi ve parasız eğitime sahip çıkmaya devam edeceğiz, bu kararlılıktan asla vazgeçmeyeceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Atatürkçü Düşünce DerneğiCumhuriyet Kadınları Derneği Eğitim - İş Sendikası
Genel Merkezi Genel Merkezi Genel Merkezi
Türk Hukuk Kurumu Ziraat Mühendisleri OdasıNükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin
Ulusça yeniden uğramış bulunduğumuz sömürgeci saldırılarına karşı, dünyaya örnek olacak değerdeki Türk Devrimi'nin, yalnız savaş dönemi atılımlarının değil, bir daha saldırıya uğramamanın güvenceleri olan siyasal, bilimsel, eğitsel, sanatsal, ekonomik, ... atılımlarının da başlıcalarını, tüm resmi ve özel ulusal kuruluşlarımızın türlü etkinliklerle, gereken öz, biçim ve ölçüde kutlaması, anması, dersler çıkarması, dünyaya gücümüzü, birlik ve güvenimizi sergilemesi dileği ile aşağıda sunuyorum.
Bugün Cumhuriyet tarihimize DEVRİM YASALARI diye geçen ve 3 Mart 1924’te kabul edilen yasaların 86.yılı.
19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı ile başlayıp 30 Ağustos 1922’de Büyük Zafer’le sonuçlanıp düşmanın denize dökülmesi ile sona eren sürece KURTULUŞ, daha sonraki döneme KURULUŞ diyoruz.
KURULUŞ binlerce yıllık Türk tarihinin en büyük toplumsal dönüşümüdür. Bu dönüşümü ATATÜRK DEVRİMİ, TÜRK DEVRİMİ veya AYDINLANMA TASARIMI diye adlandırabiliyoruz.
Dünyada yüzlerce yıl devam eden iktisadi, siyasi, bilimsel gelişmelere yüz çeviren Teokratik Monarşi Osmanlı devletinin tarihten silinmesi, bıraktığı yıkıntı üzerine modern, çağdaş bir toplum, bir devlet inşa etme anca Mustafa Kemal gibi bir dahinin önderliğinde olabilirdi. Ve oldu da. Başta hukuk olmak üzere eğitimde, bilimde, sanatta, kültürde, yaşamın her alanında büyük bir değişim gerçekleşti.
Bu değişimin en önemlilerinden biri ÜÇ MART DEVRİM YASALARI’dır.
Nedir bu yasalar:
1.Hilafetin kaldırılması
2.Öğretim birliği yasası.
3.Evkaf ve şeriye vekaletinin kaldırılması.
Yüzlerce yıl ÜMMET ve KUL olarak yaşayan Türk Ulusu, bu yasaların yürürlüğe girmesi ile BİREY ve VATANDAŞ kimliğini kazanmalıydı.
Bu nasıl olacaktı? Kendisinde yüzlerce yıl kutsallık vehmeden, devleti mülk, halkını teba olarak gören bir anlayış nasıl yıkılacaktı? 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet kuruldu, 3 mart 1924’te halifelik kaldırıldı. Egemenlik hem gökten hemde bir ailenin elinden alınarak ulusa verildi.
Bir ülkenin, bir milletin, bir devletin gelişebilmesi anca BİLİM ve SANAT’taki gelişme ile mümkündür. Bunun içinde çağdaş bir eğitim şarttı. Osmanlı’da eğitim üç başlı idi. Bir tarafta medresede dini eğitim, bir tarafta yabancı kökenli okullar, diğer tarafta çağdaş eğitim veren çok az sayıda eğitim kurumu. Sonuçta %96’sı okuma-yazma bilmeyen bir toplum.
Medresede neden-niçin sorusuna cevap aramayan, bilimsel olmayan tamamen nakile dayalı bir eğitim, yabancı menşeli okullarda ise sömürgecilerin uzantısı bir eğitim verilmekte idi.
Çağdaş Türk vatandaşını yetiştirmek üzere ÖĞRETİM BİRLİĞİ yasası çıkarıldı. 1928’de yazı devrimi ile nokta kondu.
Bugün fen bilimlerinde, sosyal bilimlerde, sanatta uluslar arası üne sahip nice insanımız varsa temeli bu yasalarla atıldı.
Adalet mülkün temelidir. Bir toplumu ayakta tutan en önemli kurumlardan birisi yargıdır. Nitekim bugün kuvvetler ayrılığında yargı üçüncü ayaktır. Evkaf ve şeriye vekaletinin kaldırılması yeni medeni yasanın kabulü devrimin en önemli noktalarından birisidir..
Ama su uyur düşman uyumaz misali o günlerden başlayan devrim karşıtı eylemler her gün biraz daha ivme kazanarak bu günlere gelindi.
1953 yılında yabancı dille eğitimin okullara girmesi ile o hale gelindi ki kendi dilimizi unuttuk. Kendi dilimizle öğrenmez, düşünmez olduk. Sonuç: özellikle bu eğitimle yetişen iktisadi oligarşi ulusun değil, çok uluslu şirketlerin sözcüsü, onların yerel acenteleri oldu.
Din eğitimi veren bazı okullardan yetişenler ise ulus bilincinden yoksun olup, ümmet bilinci ile yetiştiklerinden ülke topraklarının satılması, sınai tesislerimizin satılması, bankalarımızın satılması karşısında hiçbir sakınca görmemekte ulusal, üniter yapıyı hiçe saymaktadırlar. Kendi dinsel anlayışlarına hizmet edebilmek için vakıflar yasasını değiştirerek Lozan’da düzenlenen azınlık haklarının ülkemiz aleyhine gelişmesine yardımcı olmaktadırlar.
Düşünebiliyormuşsunuz 28 Şubat sürecinde iktidarda olanlar ulusun tümünü kapsayan medeni yasanın bir tarafa bırakılıp herkesin kendi istediği hukuk ile yargılanması gerektiğini ileri sürebilmişlerdir.
Çağdaş bir ulus, çağdaş bir devlet yaratmak üzere atılan temellere sahip çıkalım. Onları geliştirelim. Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya uluslar ailesi içinde onurlu bir yere ulaşması için çaba gösterelim.Bunun yolu da devrim yasalarına sahip çıkmaktan geçer.
Genel Kurullarını yapmış ve yapacak olan şubelerimizin Genel Kurul sonuçlarını (Divan Tutanağı, hazirun listesi, Genel Merkez Genel Kurul Delegeleri) 30.03.2010 tarihine kadar Genel Merkeze göndermeleri gerekmektedir. 30.03.2010 tarihinden sonra gönderilen delegeler hazirun cetvelinde yer alamayacaktır. Duyurulur.
Emekçilerin karşısında bir “PATRON” gibi konuşan Recep Erdoğan’ı kınıyor ve halkının, emeğin, emekçinin yanında olmaya davet ediyoruz.
Kendisinden bir Başbakan olarak aşağıdaki sorularımızı yanıtlamasını bekliyoruz…
İsmi “ADALET” ile başlayan bir partinin geçici personel, sözleşmeli öğretmen, kadrosuz işçi gibi haksız ve yersiz kavramları desteklemesi bir çelişki değil midir?
Yetimlerin hakkını, ekmeğini “ALIN TERİ” ile kazanan işçilere yedirmeyeceğini söyleyen Erdoğan, oğluna gemicikler alacak kadar, hisseler alacak kadar parayı alın teri ile mi kazanmıştır?
İşçiler için 4-C’nin çok iyi bir fırsat olduğunu söyleyip esip savuran Sayın Erdoğan; bu kadar iyi bir fırsatı değerlendirip kendisini 4-C’ye geçirmeyi düşünüyor mu?
Kendisini “fakir, fukara, garip gurebanın” dostu olarak tanımlayan AKP’liler; hiç 576 lira ücretle ev geçindirmişler midir? Kendi maaşlarını 576 liraya indirmeyi kabul edecekler midir?
“Beni buraya siz değil milletim getirdi” diyen Sayın Erdoğan’ın Tekel işçilerinin de oy kullandığından haberi var mıdır? Yoksa Tekel’i satarken içindeki emekçileri de yabancılara sattığını mı düşünmüştür?
Yukarıdaki sorularımızın cevaplanmasını istiyor ve “TEKEL İŞÇİLERİNE HAKLARININ BİR AN ÖNCE GERİ VERİLMESİ” gerektiğini düşünüyoruz.
ADD ZONGULDAK ŞUBE GENÇLİK KOLLARI TEKEL İŞÇİLERİNİ ZİYARET ETTİ
Atatürkçü Düşünce Derneği Zonguldak Şube Gençlik Kolları Tekel İşçilerini ziyaret etti.
Önce Anıtkabir'i ziyaret eden gençleri, Genel Merkez Gençlik Kollarından Başkan Öner TANIK ve Hüseyin ÇETİN karşıladılar.
Genel Sekreter, Genel Sayman ve Genel Sekreter Yrd. Elif ÇUHADAR, Çankaya Şubeden Başkan Muharrem KILIÇ, Deniz TAŞKAN, Niyazi TAŞKAN birlikte tekel işçileri ziyaret edip, dayanışma armağanı verdiler.
Ziyarete Zonguldak Şube Yönetim Kurulu Üyesi Bülent APAYDIN, Şube Gençlik Kolu Başkanı Uğur HALİS, Karaelmas Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü Başkanı Murat DEMİREL ile Şube Gençlik Kolu üyeleri katılmıştır.
Aralarında Atatürkçü Düşünce Derneği, Eğitim – İş, Ziraat Mühendisleri Odası, Türk Hukuk Kurumu, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Tüketici Hakları Derneği ve NÜSED temsilcilerinin bulunduğu Demokratik Kitle Örgütleri 26.02.2010 tarihinde ADD Genel Merkezinde toplanarak, ülkenin içinde bulunduğu durumu değerlendirmişler ve demokratik, laik Cumhuriyetimizi savunmanın adımları olarak aşağıda belirtilen Mart ayı etkinliklerini katılımcı kuruluşların yerel şubeleriyle birlikte eşzamanlı olarak uygulamaya karar vermişlerdir.
Bundan sonra yapılacak etkinlikler ADD ve Eğitim-İş tarafından diğer kuruluşlara duyurulacaktır.
1. 3 Mart Eğitim ve Öğretim Birliği EtkinliğiEğitim – İş öncülüğünde
2. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü – Cumhuriyet Kadınları Derneği öncülüğünde
3. 18 Mart Çanakkale Zaferinin yıldönümü – Atatürkçü Düşünce Derneği
Henüz 16 yaşında, Birinci Millet Meclisi’nin tutanak katipliğinden başladığı bağımsızlık mücadelesini ömrünün sonuna kadar sürdüren Velidedeoğlu, Türkiye’nin en özgürlükçü Anayasası olan 1961 Anayasasını hazırlayan Kurucu Meclis’te Anayasa Komisyonu üyeliği yaptı.
Verdiği birçok yapıt yanında, Türkçe’nin arılaştırılmasının en önde gelen savunucularından biri oldu. Hukuksal terimlere bulduğu Türkçe karşılıklarla Türkçe’nin bir bilim dili olamayacağına ilişkin görüşleri boşa çıkardı. YURTTAŞLAR YASASI ile MEDENİ KANUN’un sadeleştirilmesini sağladı.
Velidedeoğlu Hocamızın en değerli çalışması ise, yaşadığımız günleri 80 yıl önceden gören ve giderek anlamı daha da artan Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün NUTKU’nu bugünkü dilimize kazandıran SÖYLEV oldu.
Derneğimizin kuruluş çalışmaları sırasında Kurucu Genel Başkanımız Muammer Aksoy’un, sürekli görüşlerini aldığı Velidedeoğlu, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin onursal başkanıdır.
Karanlık güçlerin Taraf’lı dönek temsilcisi “Cumhuriyetin Temelleri yıkılacak" günü geldi diyor.
Erzurum’da ki yetkisiz savcılar, kendilerinin üstü konumunda bulunan Erzincan’da ki Cumhuriyet Başsavcısını gözaltına alıyor, tutuklama isteği ile mahkemeye sevk ediyor ve tutuklattırıyorlar. Yapılan itiraz ret ediliyor.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplanarak, yetki sınırlarını aşan Cumhuriyet savcılarını görevlerinden uzaklaştırmak zorunda kalıyor.
Yani bağımsız yargı kendi içindeki bazı siyasi kuruluşlar ve onlarla işbirliği içindeki tarikatlar ve cemaatlerce tezgâhlanmış hukuk dışı uygulamayı kendi iradesiyle önlemeye çalışıyor.
İktidar yargı üzerinde baskı kurmak amacıyla suçu yalnızca görevini yapmaktan ibaret olanHSYK’ya ağır bir dille saldırıyor.
Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı, AKP Grup Başkan Vekili bağımsız yargıya ağır bir dille müdahale ediyor.
Ne yazık ki sorunu çözmekle görevli ve yetkili olan Cumhurbaşkanı ve TBMM Başkanı da olaya başka bir noktadan müdahil oluyor.
Güncel olay fırsat sayılarak ve bu bahane ile “yargı reformu” adı altında T.C. yargı sistemini tepeden tırnağa yeniden düzenleme isteği dile getiriliyor.
Yandaş basın yayın kuruluşları koro halinde HSYK’ya, Yargıtay’a, Danıştay’a karşı savaş açmış durumdalar. Hukuk bazı siyasilerin, işbirlikçi allamelerin ve yandaş gazetecilerin işlerini geldiği biçimde ortaya döktükleri hezeyanları ve söylemleri ile anlatılamayacak ve anlaşılamayacak kadar derin ve ciddi bir iştir. Özel bir eğitim ve öğretim isteyen disiplinler dizgesidir. Buna karşın ne idüğü belirsiz mızıkacılar iş başında ahkam kesmeye devam ediyor. Değişik telden çalgılar var, ancak amaçları aynı. Bir başka deyişle “Maksat aynı amma rivayet muhtelif.”
Sakın bu hengâme Tekel İşçilerinin Direnişini bastırmak, haklarını hukuksal yoldan elde etmelerini önlemeye yönelik olmasın? İşçilerin önderliğinde uyanmaya başlayan halkın bilinçlenmesini önlemeye yönelik olmasın?
Biliyoruz ki düşmanların Amacı Anayasada nitelikleri belirtilen Türkiye Cumhuriyetini yıkmak ve yerine emperyalizmin hizmetinde bir cemaat devleti kurmaktır. Amaçları Delibaşıların, Çapanoğullarının, Anzavurların, Hüsnüyadislerin, Dürrizadelerin, Nemrut Mustafaların, Kürt Saitlerin,Rahip Frew’lerin, kısacası emperyalist saldırganların ve işbirlikçilerinin Kuvay-ı Milliyecilerden ve Türkiye Cumhuriyeti’nden öcünü almaktır.
Ulusal güçlerin ve Türkiye Cumhuriyetini seven tüm Yurtseverlerin görevlerini eksiksiz yapmasının zamanı gelmiştir ve geçmektedir.
Biz Türkiye Cumhuriyetini savunanlar, hukuk devletini, bağımsız yargıyı savunanlar, mücadelemizi, demokrasinin kuralları içinde, cumhuriyetçi güçlerle olan dayanışmamızı da artırarak sürdüreceğiz. Kimsenin bundan şüphesi olmasın.
Cumhuriyet yıkıcıları, yanıldıklarını bir defa daha hüsranla göreceklerdir.
Uğur MUMCU anısına düzenlenen “Atatürkçü Düşünce Okulu” sona erdi.
Daha önce Prof. Dr. Muammer AKSOY ile Prof.Dr. Ahmet Taner KIŞLALI anısına düzenlenen “Atatürkçü Düşünce Okulu”nun üçüncüsü Uğur MUMCU anısına Zonguldak’ta yapıldı.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bektaş AÇIKGÖZ’ün de katıldığı okulda “Kemalizm ve Cumhuriyet Dönemi Zonguldak” konulu bir sunum gerçekleştirmiştir. Rektörden başka Bölge Sorumlusu-Genel Sekreter Yrd. Erol SARIAL, GYK Üyesi Fethi KARADUMAN, Zonguldak Şube Başkanı Sabri YAVUZYILMAZ, Bilim Danışma Kurulu Üyesi-Safranbolu Şube Başkanı Halil ÖNDER, Bilim- Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ünsal YAVUZ, Yrd. Doç. Dr. Barış DOSTER, Genel Merkez Gençlik Kolları Bşk. Öner TANIK, Zonguldak Şube Gençlik Kolları Bşk. Uğur HALİS de konuşmacı olarak katılmışlardır. Çok sayıda genç ve Zonguldaklı katılmıştır.
UĞUR MUMCU ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE OKULU
SONUÇ BİLDİRGESİ
Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün açtığı aydınlık yolda Uğur MUMCU ve onun gibi cesur, yürekli tüm devrim şehitlerimiz anısına emeğin ve emekçinin başkenti olan Zonguldak’ta Atatürkçü Gençlik olarak 3. kez buluştuk. Kemalist gençler olarak emeğin ve emekçinin hor görüldüğü bu günlerde bir emekçi sendikasında ve karşı devrim karanlığını aydınlatmak amacıyla çağdaşlığın yayıcısı üniversite ile işbirliği yapmamız bir rastlantıdan ibaret değildir.
2 günlük yoğun eğitim çalışmaları sonucunda;
1.) Batı emperyalizminin bugünkü politikası olan küreselleşme, ulus devletleri yok etmeye yöneliktir. Ulus devletleri etnik gruplara ayırarak bölme parçalama politikası izlenmekte olup ülkemiz de küreselleşme tehdidi altındadır. Ülke bütünlüğümüz ve Türk halkının refahı kültür emperyalizmi ve yayın organlarıyla hunharca tahrip edilmektedir. Küreselleşme dünya kamuoyuna emperyalist güçler ve işbirlikçileri tarafından demokrasi ve barışı sağlama yalanıyla servis edilmektedir. Küreselleşme mandacılığın ve sömürgeciliğin günümüzdeki ismi olup uygulanma yöntemi dışında bunlardan hiçbir farkı yoktur.
Yüksek Öğretim Kurulu, hukuku dolanmaya ve Danıştay’ın Yürütmeyi durdurma kararına misilleme olarak da, yeni yeni kararlar almaya devam ediyor. Halbuki Yüksek Öğretim Kurumu, yargının vermiş olduğu durdurma kararına istinaden, hatasını düzeltmesi ve yanlışa devam etmemesi gerekir. Bilim adamlığı ve hukuka inanmışlık ta bunu gerektirir. Fakat buna rağmen, YÖK başkanı hep ben bildiğimi yaparım edasıyla hareket etmektedir. Her gün yeni bir açıklama yaparak ve kararlar çıkartarak, hem kamuoyunu meşgul etmekte ve hem de sınava girecek öğrencilerin moralini bozmaktadır.
Danıştay YÖK’ün katsayı ile ilgili kararını, Anayasamıza ve yasalarımıza aykırı olmasından dolayı, 2.kez yürütmesinin durdurma kararını vermiştir. Buna rağmen, YÖK başkanı tam bir siyasi gibi davranarak, işleyen bir sistemi, değiştirmeye zorlamaktadır. Halbuki buna ne gerek var? Her verilen kararın arkasından, yeni bir karar alarak sınav sistemini zorlamaya ihtiyaç var mıdır? Bunda inat edecek ne vardır? Yargı kararları bu kadar hafife alınır mı? İşinize gelince, Yargı kararını saygı gösterelim diyorsunuz, işinize gelmezse karara kızarak, hukuku dolanmaya devam ediyorsunuz. Kimileri de, bu kararları ideolojiktir diyerek destek veriyor.
Halbuki, İmam hatip okulları, imam ve hatip yetiştirmek üzere açılmışlardır. Bu okulların kuruluş felsefesi bu yöndedir. Kuruluş yasasının özüne aykırı olarak, her imam hatipliyi üniversiteye girmesini sağlamaya çalışmak yasaya aykırıdır. Fakat bu husus, 1973-1974 yılında çıkartılan bir yönetmelikle, İmam hatip mezunlarının üniversiteye girmesinin önü açılmıştır. Bu giriş o günden bu güne devam ede gelmiş ve daha sonra düzeltilmiştir.
YÖK yıllar önce bu konuyu karara bağlamıştır. YÖK gibi önemli bir kurumun buna bağlı kalması ve her başkana göre bir karar vermemesi gerekir. Eğer bu yapılmaya çalışılıyorsa, burada siyasi iktidara yaranma var demektir.
YÖK bu kararları, yargıdan geri döneceğini bile bile vermiştir. Danıştay’ın önceki durdurma kararına rağmen, yeniden verilen bu karar, yine Danıştay’dan dönecektir. Buna rağmen yeni yollar arayarak ve hukuk tekrar tekrar dolanarak katsayı ile ilgili sonuç alınamaz. Esasen eğitim sistemimizi kökünden sarsacak olan bu uygulamanın, İmam Hatip meslek liselerinin dışındaki meslek liselerine de hiçbir yararı da yoktur. Buradaki amaç, İmam Hatip Lisesi mezunlarının bütün Üniversite dallarına girmesini sağlayarak, asli görevlerin de değil, idari ve yargı alanında görev almaları sağlanmaya çalışılmaktadır.
İmam Hatip mesleki okulları ile, teknik okulları birbirinden ayırmak gerekir. Meslek okulları, çocuklarımıza kısa yoldan meslek edindirmeye yönelik okullardır. Bu okulların başında İmam Hatip Liseleri gelmektedir. İmam-hatip liseleri, tamamen din ağırlıklı eğitim vermekte ve din hizmetlerinin ifa edilmesine yönelik görevliler yetiştirmektedir. Bu gün ise sayıları ihtiyaçtan çok fazladır. Bu nedenle, imam-hatip liselerinin sayısı zaman geçirilmeden mutlaka azaltılmalıdır. Bu okulların ihtiyaçtan fazlası teknik okullara çevrilmelidir ve böylece daha çok ara eleman yetiştirilmesine olanak sağlanmalıdır.
Mevcut sistem içinde, bu okullardan mezun olan gençler, camilere imam-hatip olarak atanabildikleri gibi, mesleğinde ilerlemek isteyenler içinde, katsayı sayesinde Yüksek İslam enstitülerine ve İlahiyat fakültelerine, diğer lise mezunlarından önce girebilme avantajı vardır. Esasen bu tamamen öğrencinin ve ailesinin tercihiyle ilgilidir. Eğitim gören çocuk, kendisi imam-hatipli olmak istediği için bu okula gitmiştir.
Ülkemizdeki eğitim her türlü siyasi mülahazadan uzak, akıl, bilim ve teknolojiye dayalı, ulusal ve çağdaş bir düzeyde verilmelidir. Bu da ancak ve ancak çağdaş ve laik eğitim ve öğretim ile gerçekleşebilir. Bu şekilde eğitim görmüş gençlerimiz, Dünya ile rekabet edebilecek bir konumda olacaktır. İşte YÖK buna ilişkin kararlar almalı ve uygulanmalıdır.
Ülkemiz de sanayi ve hizmet sektöründe çalışacak nitelikli elamana büyük ihtiyaç olduğu bir gerçektir. Bunun nedeni de, teknisyenlere daha çok ihtiyacın olmasından kaynaklanmaktadır. O halde ihtiyaçtan fazla olan, imam –hatip liseleri kapatılmalı, bu okullar teknik meslek liselerine çevrilmelidir. Milli Eğitim Temel Kanunuyla, milli eğitimin amaçları ve temel ilkeleri belirlenmiştir. Bu ilkelerin en başında, Atatürk Devrim ve İlkeleri ve Atatürk Milliyetçiliği gelmektedir. Ayrıca, eğitim ve öğretimde, eğitim birliği esastır. Buna da bağlı kalınmalıdır. Eğitim hakkı her yurttaşın en temel haklarındandır. Bu hakkın kullanımı, önceden belirlenen kurallar ile çerçevesi çizilmiştir. Buna rağmen, Üniversiteye giriş için, YÖK’ün böyle bir kararı vermiş olması yanlıştır. Danıştay’da bu yanlışı (2) kez düzeltmiştir. Artık hukuka dolanmaya gerek yoktur, mevcut sistem aynen devam ettirilmelidir.
İlgi; İl Dernekler Müdürlüğünün 01.02.2010 tarih ve BO54VLK.4060800/800 sayılı yazısı.
İlgi yazı ile; “3628 sayılı mal bildirimi kanununun 8. maddesinde, kamu yararına çalışan derneklerin genel yönetim ve merkez denetleme kurulu üyeleri için İçişleri Bakanlığına, Şube Başkanları için de bulundukları İl Valiliklerine mal bildiriminin verileceği belirtilmiştir.”denilmektedir.
Genel Yönetim Kurulu Üyelerinin ve Genel Denetleme Kurulu Üyelerinin dolduracakları mal bildirim beyannamelerini, 25 Şubat 2010 tarihine kadar ilgili Bakanlığa gönderilmek üzere ADD Genel Merkezine göndermeleri,
ADD Şube Başkanlarının da, mal bildirim beyanlarını bulundukları İl Valiliklerine yukarıda belirtilen tarihe kadar doğrudan göndermeleri gerekmektedir.
7 Şubat 2010 tarihinde yapılan Tüzük Kurultayımız, kendi mekanımızda ( Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı Kültür Merkezinde) yapılmıştır. 300 kişilik salonda birçok delegemiz ayakta kalmıştır. Özveri ile yurdun çeşitli yerlerinden gelen delegelerimiz zorluklar içinde de olsa, kendi binamızda Genel Kurul yapmanın, kafeteryamızda çay içmenin zevkini yaşamışlardır.
Genel Kurul coşku havasında geçmiştir. Belki bu coşkulu hava bazı tüzük maddelerinin detaylı tartışmasını engellemiştir, ama örgütümüzün dinamizmini göstermesi bakımından önemli olduğu söylenebilir.
Olağanüstü Genel Kurulda uzun süre “Usul” tartışmalarının sürmesi, sürdürülmesi amaçlanan tüzük değişikliğinin sonuca ulaşmasını büyük oranda engellemiştir.
Bu durum yurdun çok uzak bölgelerinden gelen Şube Başkanlarının ve Delegelerin moral bozukluğu ile geri dönmelerine neden olmuştur.
Buna rağmen taslak metindeki 10 Tüzük maddesi değişmiştir. Çoğunluk kalmadığı içinde, İl Eşgüdüm Kurullarının, Bölge Eşgüdümün sağlanması, Gençlik Kollarının, şubelerimizle uyum içinde özgürce çalışmalarını sağlayacak bazı maddeler çoğunluk kalmadığı için görüşülememiştir.
Kendi kurullarında karar alan 15 Şube kapatılmış, başarılı çalışmalarını sürdüren 10 temsilciliğin şube olmasına, 5 ilçede şube açılmasına karar verilmiştir.
Değişen maddeler, kapatılan ve açılan şubeler aşağıdaki gibidir.
Cumhuriyetimiz, 87. yılını yürürken tarihinin en kuşatılmış dönemini yaşıyor. Emperyalizm ve onun muhtelif işbirlikçileri, dâhili ve harici tertiplerle devletin temel kurumlarını çökertmeye, üniter devleti parçalamaya çalışmaktadırlar.
Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini değiştirmek için iki ileri bir geri taktiklerle zaman ve zemin kollanmaktadır. Bir taraftan Cumhuriyetimizin en saygın kurumu olan Türk Silahlı Kuvvetleri yıpratılmaya, küçük düşürülmeye çalışılmaktadır. Bu konuda asimetrik psikolojik savaş dâhil her yöntem denenmektedir. Muhalif medya kurumları çeşitli baskılarla ele geçirilip dönüştürülmektedir. Bu durum halkın bilgi kirliliği ile denetim altında tutulmasının ve uyuşturulmasının yöntemidir.
Yargı bağımsızlığı, ayaklar altına alınmaya çalışılmaktadır.
Ergenekon tertibi emperyalizmin Malta-Silivri hattında yeni bir uzantı dosyasıdır. Bu hain tertibi, milletin azmi ve kararlılığı dün olduğu gibi bugün de yenecek güçtedir.
Birkaç ay önce ne emperyalistlerin, ne de onlardan beslenen muhtelif düşünce kuruluşlarının göremediği ve bilemediği olay Ankara’da tarih sahnesindeki yerini almıştır. Bu eylem, milletin Tekel işçilerinin örgütlü mücadelesinde yükselen azmi ve kararlılığıdır.
Tekel İşçilerinin şanlı direnişini selamlıyoruz.
Cumhuriyetin yılmaz bekçileri, Tekel işçilerinin yılmaz destekçileridirler. Bütün hain tezgâhlar, yapay gündemlerle milletin gözünden saklanmaya çalışılmaktadır.
Emperyalist ABD ve AB’nin “Büyük Orta Doğu Projesi” ve ulus devletimizi parçalama planı “açılım” adı altında dayatılmaktadır.
Toplumun her kesimi, olan bitenler karşısında haklı ve yaşamsal tepkilerini hızla açığa vurmaya başlamıştır. Eczacılar, doktorlar, hukukçular, esnaflar, gençler sokaklardalar. İşsizlik almış başını gidiyor. Ülkenin en büyük işsizleri arasında üniversite bitiren gençlerimiz var. Ataması yapılmayan öğretmenlerin Tekel işçileriyle birlikte eyleme geçmeleri haksızlığauğrayanların dayanışmasının somut bir örneğidir.
Toplumda yaşanan sosyal hareketlilik, bütün saldırılara ve tertiplere rağmen giderek artan ve yayılan,kitle hareketleriyle demokratik hakların kullanılarak Cumhuriyet’in savunulmasından başka bir şey değildir.
Birliğimize-Varlığımıza kastedenler, yeraltı-yerüstü kaynaklarımızı alıp götürüyorlar. Ekmeğimize-Suyumuza göz dikiyorlar. Türk Dilini, Türk malını ve değerlerimizi aşağılıyorlar.
Türk bağımsızlığına karşı emperyalist emellere alet olan işbirlikçiler ise akıl tutulması içindedir. Madalyalı kahramanlarımızı suçlayıp, teröristlere ve katillere alkış tutulmasını hiçbir akıl ve vicdan sahibi insan kabul edemez.
Mustafa Kemal Atatürk, emperyalizme karşı direnen bütün uluslara yol göstermeye ve önderlik etmeye devam ediyor. Türk milleti, emperyalizmi ve her türlü işbirlikçisini bir kez daha denize dökme kararlılığındadır.
Gericiliğe, bölücülüğe, işgale, sömürüye, her türlü yozlaşmaya ve yabancılaşmaya ve tüm bunların suçlusu emperyalizme karşı direnmek ve mücadeleyi kazanmak Mustafa Kemal’in manevi mirasçıları olarak hepimizin görevidir.
Bu ülke, bu Cumhuriyet sahipsiz değildir.
Ulusal birliğimize ve kardeşliğimize sahip çıkarak düşmanları gene şaşırtacağız.
30.01.2010 Cumartesi günü saat 14.00’da, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezinde Genel Başkan V. Saim Sezen’in Başkanlığında Danışma Toplantısı yapıldı. Bilim Danışma Kurulu Başkanı Hüner Tuncer, Başkan Yrd.Cihan Sancak, birçok bilim adamı ve Demokratik Kitle Örgütleri Başkanlarının katıldığı toplantıda ülkenin içinde bulunduğu durum ve ADD’den beklentiler konuşuldu.
-Her örgüt kendi içinde en üst seviyede örgütlenmelidir.
-Kitle örgütleri, sendikalar, meslek odaları hem Genel Merkez seviyesinde, hem de yurt ölçeğinde örgütlenmelidir.
-Güçlü bir muhalefet yürütülmelidir.
-Emek örgütleriyle de birlikteliğin yolları aranmalıdır.
Son günlerde Atatürkçü Düşünce Derneğine yardım amaçlı, ödemeli kargo paketleri gönderildiği bildirilmiştir.
Ürünlerle derneğimizin bir ilgisi yoktur. Bu kargo paketlerin teslim alınmaması konusunda şubelerimizi, siyasi partilerimizi ve iş adamlarımızı uyarırız.
ADD’nin halkla, toplumla daha yakın ilişkiye geçmesi, amaçlarımızın gerçekleşmesi bakımından önemli bir husustur. Kültür, sanat, spor, sosyal yardım etkinliklerinin bunu sağlayacak değerli birer araç olduğu kuşkusuzdur.
Bu bakımdan ADD Şubelerinin 1951’de kapatılmış olan Halkevlerinin işlevlerini olanaklı olduğu ölçüde gerçekleştirmeye çalışmalarının önemli olduğunu düşünüyoruz.
Bu kapsamda yapılabilecek etkinliklerin bir listesini aşağıda sunuyoruz. Her şubemizin olanakları ölçüsünde bunlardan kimilerini seçip o alanlarda yoğunlaşması büyük bir hizmet olacaktır.
Prof. Dr. Sina AKŞİN
Genel Başkan Yrd.
-Kütüphane ve okuma salonu kurmak
-Güzel Sanatlar (resim-heykel-kurs-sergiler)
-Müzik ( halk- sanat- popüler, klasik v.s koroları)
-Spor (atletizm – futbol – voleybol – basketbol – bisiklet v.b )
-Konferans ve açıkoturumlar
-Köylere yardımcı olmayı amaçlayan köy çalışmaları.
-Varoşlara yardımcı olmayı amaçlayan varoş çalışmaları.
-Tiyatro çalışmaları.
-Sinema kulübü
-Kurslar (dil – sınavlara hazırlık – el sanatları v.b)
-Öğrencilere burs sağlamada aracılık etmek.
-Satranç kulübü
- Kitap kulübü
- Edebiyat matineleri
-Şenlik ve yarışmalar.
-Kır koşuları
Bu çalışmaların yapılmasında İl Milli Eğitim, İl Kültür ve Turizm, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile işbirliği yapılabilir.
“ İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.”Hacı Bektaş-i Veli
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”
M. Kemal Atatürk
Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyetçi güçler, Emperyalizmle işbirliği içindeki gerici, bölücü ve 2. Cumhuriyetçilerden oluşan karşıdevrim bloğunun amansız saldırısı altında bulunmaktadır. Saldırı Cumhuriyetin tüm kurumlarına, kuruluşlarına, felsefesine, ilkelerine, ülkülerine, hedeflerine, topraklarına, halkına ve güçlerine karşı toptan bir saldırıdır.
13-14-15 Kasım 2009 tarihlerinde Kemer'de yapılan Eğitim Çalıştayında Genel Sayman Celal AKPINARLI'nın ve Genel Denetleme Kurulu Yazmanı Mustafa TOZLUYURT'un yapmış olduğu sunumlara; Sitemizin "Dosyalar" menüsündeki "Dökümanlar" bölümünden ulaşabilirsiniz.
13-14-15 Kasım tarihleri arasında Antalya/Kemer’de gerçekleştirilmiş olan “Eğitim Çalıştayı”nda bazı şubelerimiz “Mülki İdare Amirleri tarafından denetime tabi tutulduklarını, bu denetimlerde ise Mülki İdare Amirlerinin derneklerimizi denetlemek için ‘Müftüleri’ görevlendirdiği bildirilmiş, bu uygulamalarında yasaya uygunluğu” tarafımıza sorulmuştur.
Bilindiği üzere 5253 Sayılı Dernekler Kanunu’nun 19. maddesi gereğince “Gerekli görülen hallerde, derneklerin tüzüklerinde gösterilen amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterip göstermedikleri, defterlerini ve kayıtlarını mevzuata uygun olarak tutup tutmadıkları İçişleri Bakanı veya mülkî idare amiri tarafından denetletilebilir. Bu denetimlerde kolluk kuvveti mensupları görevlendirilemez. İçişleri Bakanlığı ve mülkî idare amirlerinin yapacağı denetimler mesai saatleri içerisinde yapılır. Bu denetimler en az yirmidört saat önce derneklere bildirilir.”
Atatürkçü Düşünce Derneği Türkiye’de Bağımsızlığın, Demokrasinin, Ulusal Bütünlüğün, Atatürk Devrimlerinin GÜVENCESİDİR…
Hiç Kimse ADD’yi Demokrasi düşmanları ve çetelerle ilişkilendirmeye çalışamaz.
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim Kurulu 12 Ocak Pazartesi Günü İstanbul’da Olağanüstü toplanmış, ülkemizde son gelişen olayları değerlendirmiş ve aşağıdaki konuların duyurulmasına karar vermiştir.
Ülkemizde bu gün büyük bir ekonomik kriz yaşanmaktadır. Bu nedenle iş yerleri kapanmakta, fabrikalarda üretim durmakta ve yoğun olarak işçi çıkarılmaktadır. Bu açıdan ulusumuzda büyük bir rahatsızlık ve kaygı mevcuttur. Bu konuda hükümetimiz acilen tedbir almalı ve çözüm üretmelidir. Türk ulusunun içinde bulunduğu ekonomik çöküş ve ulusal sermayemizin yok oluşu dışarıdan getirilecek reçete ve tavsiyelerle değil, yakın tarihimizde örneği mevcut olduğu gibi, yine Türk ulusuyla birlikte karma ekonomik yöntemlerle çözülebilir.
Sayın Genel Başkanımız M. Şener ERUYGUR’un 30.05.2007 tarihinde ADD Balıkesir Şubesi'nde Kültür ve Kütüphane hizmet binasının açılışında yaptığı konuşma.
Bu video Sayın Eruygur'un 2008 yılı başında Kuşadası Korumar Otel'de yapılan, Ege Bölgesi Koordinasyon Toplantısında yaptığı konuşmadan bir bölümdür. Bu bölümde Eruygur ADD'nin ülkeye karşı nasıl sorumluluk duygusu içinde hareket etmek zorunda olduğunu ifade ediyor. Böyle bir konuşma yapan insandan çete üyeliğini nasıl beklerler?
Dernek ile ilgili etkinlik ve duyurularını, basın açıklamalarını, haberleri ve bilgi notlarını size ulaştırmak amacıyla bu grup oluşturulmuştur.
Gruba herkes üye olabilir.